<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011</id><updated>2012-02-16T06:54:23.334-08:00</updated><category term='Firefox'/><category term='Film'/><category term='Theme'/><category term='Windows'/><category term='Fragman'/><category term='Kişisel'/><category term='The Walls'/><category term='Program'/><category term='Bookmarks'/><category term='Music'/><category term='Windows 7'/><title type='text'>EMRE SATI</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>33</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-3300643263223165097</id><published>2010-04-22T04:54:00.000-07:00</published><updated>2010-04-22T04:57:21.568-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Film'/><title type='text'>2001: A Space Odyssey [Stanley Kubrick 1968]</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S9A48TpvN6I/AAAAAAAAAt4/w8Z3zsxXdsg/s1600/2001Title6x4.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="182" src="http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S9A48TpvN6I/AAAAAAAAAt4/w8Z3zsxXdsg/s400/2001Title6x4.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;İnsanoğlunun evrimini Darvinci bir  bakış açısıyla karikatürize eden 2001: A Space Odyssey (1968, 2001: Uzay  Macerası), sık sık söylendiği gibi bilimkurgu sinemasının şimdilik en  yetkin örneği. Stanley Kubrick’in fazlasıyla titiz ve saplantılı çalışma  tarzının en belirgin dışavurumu olmasının yanında (Stanley Kubrick ve  İngiliz yönetmen David Lean belli aralıklarla film çeken yönetmenlerin  başında geliyor.) &amp;nbsp;bilimkurgu sinemasının tarihini yeniden yazan, türü  yenileyen orijinal bir seyirlik. Sözden çok görüntüye sırtını yaslayan,&amp;nbsp;  izleyicinin yorumuna fazlasıyla ihtiyaç duyan, hemen her izleyenin  farklı açılardan okuyabileceği çok katmanlı, benzersiz bir yapıt 2001: A  Space Odyssey. Bu kısa denemede Friedrich Nietzsche’nin temel  kuramlarından hareketle –tabiî ki sınırlı olarak- 2001: A Space  Odyssey’in doğasını keşfe çıkmaya çalışacağım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #ff6600; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #993366;"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: white; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Stanley Kubrick’in jenerik  müziği olarak Richard Strauss’un “Also Sprach Zarathustra” (Böyle  Buyurdu Zerdüşt) sına yer vermiş olması boşuna değil. Bilindiği gibi  “Böyle Buyurdu Zerdüşt” aynı zamanda Alman filozof Friedrich  Nietzsche’nin başyapıtı da. Nietzsche bu yapıtında üstinsan, bengüdönüş  (sonsuzdönüş) gibi sonradan çokça tartışılacak kuramlarını ortaya  atmıştı. Nietzsche’ye göre evren, insanlık ve düşünce sürekli kendini  yineliyor ve sonunda yine aynı noktaya geri dönüyordu. Kâinatta  değişmeyen bir töz vardı, o da değişim ve kendini yineleme/tekrar etme  potansiyeli. Öyleyse bu noktada üstinsan devreye girmiş ve evrendeki  birçok değişimin öncüsü olmuştur. Bir kısırdöngüyü andıran bu dar  çemberin kabuğunu kıran, insanlığa, düşünceye, evrene yeni bir bakış  açısı kazandıran yine üstinsandır. Üstinsan aynı zamanda kendisinden  başka kimseye benzemeyen, sürekli kendisini aşan, durağanlığa,  hareketsizliğe, düşünce tembelliğine son veren kişidir de.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: white; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Nietzsche, “Zerdüşt’ün Öndeyişi”nde  şöyle der: “İnsan alt edilmesi gereken bir şeydir. Onu alt etmek için ne  yaptınız?… Bütün varlıklar şimdiye dek kendilerinden öte bir şey  yaratmışlardır: peki siz bu büyük yükselişin inişi olmak ve insanı alt  edecek yerde hayvanlara dönmek mi istiyorsunuz?… İnsana göre maymun  nedir? Gülünecek bir şey ya da acı bir utanç. İnsan da tıpkı böyle  olacaktır üstinsana göre… Maymundunuz bir zamanlar ve şimdi bile insan,  her maymundan daha maymundur… İçinizde en bilgeniz bile uyumsuzluktur,  bitki ve görüntü melezidir… Üstinsan yeryüzünün anlamıdır… İnsanda büyük  olan, onun köprü olmasıdır, erek değil: insanda sevilebilecek olan,  onun karşıya geçiş ve batış olmasıdır.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: white; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;2001: A Space Odyssey’in aslında  uygarlık tarihinin, insanlığın düşünme kalıplarının gelişiminin bir  özeti olduğu varsayımından yola çıkarsak Nietzsche ile olan ince  bağlantısını daha çabuk kavrayabiliriz. Stanley Kubrick ve Arthur C.  Clarke’ın Darvinci evrim kuramını temel alıp insanlığın şimdilik en  büyük evrimsel basamağı olan bilimsel düşünce ve icat yeteneğinin doruğa  çıktığı dönemlere gelişinde ara basamağı üstinsanın dur durak bilmeyen  muazzam yaratma yetenekleri yer alıyor. En ilkel döneminde kemikle olan  alışverişi yaratıcı bir “kesme” ile en yaratıcı döneminde uzay  oyuncaklarıyla son buluyor. Aslında varsayımsal bir son bu. Bengüdönüş,  insanlığın evriminin sonsuz ve sonrasızca yinelendiğini, ilerleme  kaydettiğini imliyor. Bu ilerlemeye paralel olarak değişmeyen, devamlı  aynı kalan töz ise düşüncenin, yaratma potansiyelinin hep aynı kalması.  Heraklitos’un dillendirdiği gibi “Değişmeyen tek şey değişimin kendisi.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #ff6600; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #993366;"&gt;&lt;b&gt;BLOKTAŞ ve 2001&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: white; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;2001: A Space Odyssey’in  yıllardır tartışılagelen içeriğinde en çok göze çarpan, eleştirmenleri  meşgul eden “bloktaş” ın dinsel bir göndermede bulunduğunu düşünmüyorum.  Tanrısal bir gücün ya da herhangi bir enerjinin uzantısı olduğuna da  inanmıyorum. (Ki birçok kişi de benim gibi düşünmeyecek bundan eminim.  Başta da belirttiğim sebepler yüzünden, yani 2001: A Space Odyssey’in  doğası böyle.) Yukarıda değindiğim töz mevzuunun bloktaş bağlamında  yorumlanabileceği kanısındayım. 2001: Space Odyssey’de üç yerde önümüze  sunulan bloktaş (Bloktaş ekranda her belirdiğinde Richard Strauss’un  “Böyle Buyurdu Zerdüşt”ü de kulaklarımızda çınlamaya başlıyor.) herkesin  bildiği gibi, varlık sebebi kesinlikle açıklanmayan, yorumu izleyiciye  bırakılan bir esrar yumağı, bir bilmece, ama daha çok bir metafor.  Bloktaşın insanlığın evrim sürecinde üstlendiği rol yukarıda bahsettiğim  töze karşılık geliyor. Yanı sıra birçok bilinmeyen, varlığı henüz  kanıtlanmamış şeyler eninde sonunda herhangi bir araştırma ile  çözümlense de, bilimsel bir formüle göre yorumlansa da her zaman bir  başka bilinmeyenin, bir başka gizemin insanoğlunu peşinden  sürükleyeceğine ışık tutuyor bloktaş. Bu bağlamda üstinsanın ufkunun  tıpkı uzayın sonsuzluğu gibi sınırsız ve geniş olduğunu söylemeye bile  gerek yok. Aynı zamanda üstinsanın/üstinsan düşüncesinin sonsuz uzayda  küçük bir noktayı temsil ettiğini de…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: white; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Nietzsche’ye göre sonsuz ve  sonrasızca yinelenen, olağanüstü bir ilerlemeye sahne olan evren, 20.  yüzyıl fizik kuramcılarının ortaya koyduğu “evren genişliyor” kuramına  denk geliyor. Elbette bir farkla: Nietzsche temel yapıtı “Böyle Buyurdu  Zerdüşt” te işin insani boyutuna kafa yorarken fizik kuramcıları ise  fiziksel boyutla ilgileniyorlar doğal olarak. Ama Stanley Kubrick ve  Arthur C. Clarke, oldukça cesur bir girişimle yanlarına hem insanı hem  de kâinatı alarak bir yandan insanın evrim sürecine göz atıp onun  doğasını keşfe çıkarlarken bir yandan da bilimsel oyuncakların  gözetiminde kâinatı kolaçan ediyorlar. Başka bir deyişle bu yolculuğun  bilinmeyeni aramakla eşdeğer olduğunu sanırım söyleyebiliriz. Bu  yolculuk bütün yolculuklar gibi muhtelif kazalara gebe. Kaza = HAL 9000.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: white; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #993366;"&gt;&lt;b&gt;HAL 9000 ve  2001&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: white; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Uzayın sessiz, kapkara ve  ürkütücü atmosferinde HAL 9000’in rehberliğinde yol alan uzay  oyuncağının astronotu Dave – üstinsan- kazayı alt etme yollarını bulur  bulmasına. HAL’i bu yolculukta saf dışı bırakır, yok eder. Ama artık  kılavuzsuz devam etmesi gerekecektir yolculuğuna… Varlığını veya  yaşamını gelişmiş aletlere emanet eden insanoğlunun bu yaklaşımı  kaçınılmaz ve doğru olabilir elbette. Burada ilgimi çeken konu gelişmiş  alet veya tasarımların insanlaşma potansiyelleri taşıyıp taşımadıkları.  HAL 9000 (Yazar Arthur C. Clarke, HAL’den türetilen “IBM” versiyonunu  hep reddetti.) o kadar kusursuz tasarlanmış ki düşünebiliyor, tahmin  yürütebiliyor, dudak okuyabiliyor, varlığının tehdit altında olduğunu  sezip önlem alabiliyor… Yanlış bir hata raporu verdiğinde ise bunun  insan hatasından kaynaklandığını belirtiyor astronotlara. “Kazayı her  zaman insanlar yapar.” Onun neden olduğu hatayı ise yine bir başka HAL  9000 bilgisayarı ortaya çıkarıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: white; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Stanley Kubrick’in birçok kere askıya  aldığı ve en nihayetinde Steven Spielberg’in hayata geçirip ustasının  anısına sunduğu “Yapay Zekâ” nın da temel evreni malumunuz olduğu üzere  bu sorunsal üzerinde dönüyor. Sonuçta insan zekâsının ürünü olan  robotların, bilgisayarların kısacası bütün teknolojik tasarımların  insani özellikler göstermesi meselesi 2001: A Space Odyssey’in HAL 9000  üzerinden doğrudan sorguladığı bir mesele. Acaba evriminin bu halkasında  insan ve onun gelişmiş yaratıcı zekâsı tehdit altında mı? Varlığını  tehlikeye atan teknolojik tasarımlar yine onun elinden çıktığı halde  üstelik. Sanırım bunun cevabını biz değil de gelecekte başka bir evrim  basamağında yerini çoktan almış olacak olan daha da gelişmiş başka  üstinsanlar verecek.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: white; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Belki sırası gelmiştir: “Gelecek”  için karamsar olmalı mıyız? En azından bunun cevabını vermek, bir  varsayımda bulunmak gerekebilir. İnsanoğlunun gün geçtikçe kendisini ve  çevresini yok ettiği tezi yıllardır sorgulanmakta. Halen diz boyu süren  savaşlarda kullanılan gelişmiş silahların insan zekâsına ihanet ettiğini  göz ardı edemeyiz. Gelecekte yine insan zekâsının ürünü olacak farklı  farklı aletlerin insanlığın kökünü kazımayacağını kim iddia edebilir.  Sanırım bu başka bir yazının konusu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #ff6600; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #993366;"&gt;&lt;b&gt;SON SÖZ&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: white; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: white; margin: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #333300;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Üstinsan dün olduğu gibi bugün de yaratmada bir sınır  tanımadığı gibi yok etmede de bir sınır tanımıyor. Varlığını  kolaylaştıran, yaşamını idame ettirebilecek tüm donanımlara sahip  olmasının yanı sıra bunları tehlike altına atma potansiyelini de yine  kendi içinde barındırıyor. Üstinsan gitgide bir üstinsandan çok  kendisine benziyor. Pesimist bir içerik taşısa da ifade etmemiz gereken  bir şey daha var. Evet, üstinsanın yaratma gücü en az sonsuz ve sonrasız  evren kadar sınırsız, baş döndürücü. Her şey değişse de değişmeyen tek  şey bloktaş, evet. Değişmeyen bir şey daha var: Üstinsanın içinde  taşıdığı ve gittiği her yere götürdüğü “kötülük.” Üstinsanlık kendi  kendini yok ettikten sonra yine başladığı noktaya geri mi dönecek?  Belki. Ama tersi de doğru. 2001: A Space Odyssey’in finalinde beliren  embriyo, ölümden sonra yeniden doğuşu, yaşamın sonsuz ve sonrasızca  yinelendiğini müjdeliyor. Tüm bu gelgitler –bu sınırlı okumaya rağmen-  2001: A Space Odyssey’in neden çok katmanlı olduğunu yeterince açıklıyor  sanırım…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: white; margin: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #333300;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Yazan:&lt;/span&gt; &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333300;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: maroon;"&gt;&lt;a href="http://www.sanatlog.com/etiket/sinefil78/" target="_blank"&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;sinefil78&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333300;"&gt;&lt;span style="color: maroon;"&gt; (&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333300;"&gt;&lt;span style="color: maroon;"&gt;&lt;b&gt;&lt;a href="http://www.sanatlog.com/etiket/hakan-bilge/" target="_blank"&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;Hakan Bilge&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333300;"&gt;&lt;span style="color: maroon;"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: white; margin: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #333300;"&gt;&lt;span style="color: maroon;"&gt;&lt;b&gt;hakan@sanatlog.com&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: white; margin: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #333300;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;NOT: Alıntıdır. Kaynak: &lt;a href="http://www.sanatlog.com/sanat/bir-stanley-kubrick-saheseri-2001-a-space-odyssey-2001-uzay-macerasi/"&gt;http://www.sanatlog.com/sanat/bir-stanley-kubrick-saheseri-2001-a-space-odyssey-2001-uzay-macerasi/&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: white; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: white; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-3300643263223165097?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/3300643263223165097/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/2001-space-odyssey-stanley-kubrick-1968.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/3300643263223165097'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/3300643263223165097'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/2001-space-odyssey-stanley-kubrick-1968.html' title='2001: A Space Odyssey [Stanley Kubrick 1968]'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S9A48TpvN6I/AAAAAAAAAt4/w8Z3zsxXdsg/s72-c/2001Title6x4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-2863556784761939124</id><published>2010-04-22T04:45:00.000-07:00</published><updated>2010-04-22T04:46:26.225-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Film'/><title type='text'>Spring, Summer, Fall, Winter... and Spring [Ki-Duk Kim 2003]</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S9A07Q3hhWI/AAAAAAAAAtQ/U2bXbjDva9w/s1600/1-419-x-600.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S9A07Q3hhWI/AAAAAAAAAtQ/U2bXbjDva9w/s320/1-419-x-600.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;İlkbahar, Yaz,  Sonbahar, Kış ve İlkbahar, sembolik açıdan oldukça doygun bir film. Filmin ismi  mevsimleri anıştırmaktan öte insan yaşamını da sembolize etmektedir. İsterseniz  ilk olarak filmin isminden yola çıkarak kafa yoralım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;İlkbahar, Yaz,  Sonbahar, Kış ve İlkbahar insan yaşamının evrelerini sembolize etmesine rağmen  bu imgesel isim İlkbahar ile başlayıp İlkbahar ile bitmektedir. Bunun nedeni  yaşamı, bereketi, doğumu ve en önemlisi yeniden doğuşu temsil etmesidir.  Budizm’de de görülebileceği üzere bir tür ‘reankarne’ ritüeline rastlamaktayız.  İnsanoğlu yaşamı sona erdiğinde farklı bir bedenle (hayvan bedeni de olabilir)  dünyaya gelecektir. Filmde de görüldüğü üzere birçok hayvan sembolik anlamda  önemli bir rol oynamaktadır. Filmin ‘sonbahar’ evresindeki rahibin kendini yakma  evresini hatırlayacak olursak, sonrasında yanan kayığın altından çıkan ‘yılan’  bu yeniden doğuşun ifadesi olacaktır. Aslında kendimize şu soruyu sorabiliriz:  Neden her mevsimde insanın farklı evreleri gösterilirken, başrahip (Yeong-su Oh)  karşımıza sürekli aynı mazharla çıkmaktadır? (ruhsal anlamda bir değişim mi söz  konusudur, bunu ileride sonbahar mevsiminde işleyeceğiz.) Mevsimler ilkbahar ile  başlayıp bitmesine rağmen yaşlı rahip kendini ‘sonbahar’da kayığın üstünde  yakmaktadır. Bu da bizleri mevsimleri birbirlerini izleyen silsile olarak ele  almak yerine, ayrı olarak ele almaya zorlamaktadır. Ya da uzak doğu  öğretilerinde görmeye aşina olduğumuz usta-çırak, öğretmen-öğrenci  ilişkisindeki, öğretiye sahip olanın (yaşlı rahip) amacı öğrenene (genç rahip)  yol göstermesidir. Biraz kafa karıştırıcı olsa da kendi görüşüm yönetmenin bu  filmde anlattığı ya da aktarmak istediği şey Budizm’in doğuşudur. Filmi dikkatle  incelersek genç rahibin çocukluk evresiyle başlanır ve seyirci olarak bu çocuğun  oraya nasıl geldiği hakkında hiçbir fikir ortaya atılmaz. Bunu ancak filmin  sonundaki ‘annenin bebeğini bıraktığı sahne’den anıştırma yoluyla öğreniriz.  Genç rahip de aynı şekilde mi oraya gelmiştir? Bu kısır döngü içerisinde devam  eden olaylar zinciri sürekli tekrarlanmasına rağmen yaşlı rahibimize ait  gençliğinden kalma hiçbir ize rastlamayız. (örneğin genç rahip ceza olarak yüzer  şekildeki tapınağa bıçak ile harfleri kazır ve o iz sürekli tapınağın girişinde  kalır; ama yaşlı rahibin tapınak üzerinde geçmişte çekmiş olduğu bir cezanın  izine rastlayamayız) Bu da bizi bu döngünün kısır olmasından çok birbirinden  farklı öykülere götürmektedir. O zaman şöyle bir varsayıma ulaşabiliriz.  Kullanılan mevsimler birbirinden bağımsız ve sadece neyi temsil ediyorsa onu  temsil ediyordur. Aralarındaki bağ sadece ardı ardına gelmelerinden ibarettir.  Ve her insanın başlangıç ve bitiş mevsimleri farklıdır, dolayısıyla her döngü  ilkbahar ile başlayıp ilkbahar ile bitmek zorunda değildir. Sadece ele alınan  konunun ya da genç rahibin hayatının ele alınmış olması söz konusudur. Budizm’in  kurucusu sayılan Buddha’nın (gerçek ismi Siddhartha Gautama) yaşamını  incelediğimizde bu filmden izlere rastlamak mümkündür. Bir örnek ile bu  paragrafı kapatalım. Buddha’nın yaşamını incelersek kendisinin uzun süre (29  yaşına kadar) bir saray içerisinde yaşadığı bilinmektedir. Refah ve rahat dolu  bir yaşam içerisinde yaşayan Buddha dışarıdaki dünyayı merak eder ve dışarı  çıktığı zaman saraydaki yaşamın dışarıdaki yaşamdan oldukça farklı olduğunu  görür. Ölümü görür ve bu konu hakkında hiçbir fikri yoktur. Fakir ve yoksul  içindeki halkı görür ve bu konu hakkında hiçbir fikri yoktur. Ve o andan  itibaren bu keşifler yaşamında sarsılmaz birçok düşüncenin, duygunun oluşmasına  neden olacaktır. Filmdeki genç rahibimizin de büyük ihtimalle tapınaktan çıkar  çıkmaz göreceği gerçeklerle oldukça benzeşmektedir.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S9A2cLRRC4I/AAAAAAAAAtY/xr4htP_uPDw/s1600/23.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S9A2cLRRC4I/AAAAAAAAAtY/xr4htP_uPDw/s320/23.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Filmin ismindeki  mevsimleri ayrı ayrı ele almalıyız, ki çünkü kullanılan bağlaç da aynı şekilde  bunu gerektiriyor. Ve ilkbahar yerine ‘yine ilkbahar’ da olabilir. Bu nedenle  bir süreklilikten bahsetmek kanımca zordur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;İlkbahar mevsimiyle  açılan film bizleri duvarları olmayan kapılardan içeri buyur eder, bu kapıların  üzerinde işlenen savaşçı motifleri üzerlerindeki yılanlarla biz de adım adım  içeri gireriz. Lakin bu kapıları açanın kim olduğu, ne olduğu belli değildir, bu  da ister istemez filme seyirciyi (gerçek anlamda) yabancılaştırmakta, özdeşimi  engellemektedir. Film bu açıdan da bir tür belgesel (documantary) özelliği de  taşıyor desek yeridir. Kapı üzerine çizilmiş savaşçı motiflerine Budizm’de  ‘’Naga’’ denmektedir. Naga’lar bir tür koruyuculuk vazifesi görürler ve dışardan  gelen zararlı güçlerin içeri girmelerine izin vermezler. Her mevsimin başında  açılan bu kapıların etrafında ise duvarlar bulunmamaktadır. Benzer şekilde  göldeki tapınağın içerisinde de aynı şekilde tasarlanmış kapılar mevcuttur.  Dıştaki kapılar içeriye doğru açılmaktadır. (Bu açıdan ‘ne olursan ol gel’  düsturuna benzetebiliriz.) Mekânımız oldukça nezih bir alanda, bir göl üzerinde  geçmektedir. Nerdeyse doğanın sessizliğini duyumsayacağımız bu alan da  yönetmenin diğer filmlerinde görülen teknolojik ancak hiçbir içsellik taşımayan  dekor tasarımlarının alegorisi diyebiliriz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Sabah uyanan yaşlı  rahip -filmde isimler anılmaz- rutin sabah ayinlerini yaptıktan sonra küçük  rahibi uyandırır. Üst açıdan alınan bir plan sayesinde tapınağı görürüz. Film  boyunca mekân olarak kullanılan pek fazla yer olmamakla birlikte, sadece  tapınağın içerisinde olduğu göl ve dışındaki birkaç ormanlık alan dışında  yönetmen oldukça sade görselliğe hizmet etmektedir. Film sadece diyalog  açısından değil aynı zamanda uzamsal açıdan da bir minimalite taşımaktadır.  Ancak çevre düzenlemesi bu kadar sade iken bu tapınak ve dış dünya ile  bağlantıyı sağlayan kayık üzerinde birçok dini motif görmek mümkündür. Özellikle  ejderhalar, kaplumbağa, balık heykelleri, periler, yılanlar vs.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Kayığın üzerindeki  periler elleri üzerinde küçük bir çocuk taşımaktadırlar. Mitolojik olarak  anlamlandıracak olursak; gidilen yere sağ salim ve daha hızlı varmak için  çizildiklerini sanıyorum. Ancak kimi yerde bu kayığın Yunan mitolojisindeki  Charon’un kayığına benzediği ya da onu anımsattığı şeklinde yazılar okumaktayım.  Şahsen bu fikre karşı çıkıyorum, dikkat edilirse Charon, Hades’te (ölüler  ülkesinde) ölüleri taşımasına rağmen bu kayıkta gördüğümüz perilerin elleri  üzerindeki küçük bebek bir anlamda yaşamı ve yeniden doğuşu sembolize  etmektedir. Charon ölüleri karşı kıyıya götürürken sürekli kayık üzerinde tasvir  edilir ancak filmin bazı kısımlarında görüldüğü üzere yaşlı rahip kayığı  telepatik olarak ya da düşün gücüyle kontrol edebilmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S9A2kReBcjI/AAAAAAAAAtg/il8iNp6EVN4/s1600/8-600-x-333.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S9A2kReBcjI/AAAAAAAAAtg/il8iNp6EVN4/s320/8-600-x-333.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Ormana giden  rahiplerimiz baharın getirmiş olduğu verimlilikle şifalı otlar toplayıp tapınağa  geri dönerler. Beraberlerinde de bir köpek getirirler. Her mevsimin başında ve  bitişinde o mevsimi sembolize eden bir hayvan göreceğiz. İlk ilkbahar mevsiminin  sembolü ise bir köpek yavrusudur. Çocuksu bir masumiyeti temsil eden ve  zıpırlıklar yapan köpek küçük rahibin durumunu tasvir etmektedir. Bu arada  şifalı otları ayıklarken küçük rahibin ayıkladığı otu gören rahibimiz o otun  öldürücü olabileceğini söyler ancak genç rahip ‘bunların hepsi birbirine  benziyor, nasıl ayırt edeceğim?’ diye sorar. Yaşlı rahip benzer iki otu  göstererek şunu der. ‘Bu otlardan biri öldürücüdür, diğeri ise hayat  kurtarıcıdır.’’ Filmin temasındaki yaşam ve ölüm anlatımı da bu şifalı otlar  gibi ayırt edilmesi oldukça zordur. Küçük rahip tek başına ormana döner ve  burada gördüğü hayvanların (balık, kurbağa, yılan, her biri uzak doğu  inanışlarında kutsal hayvanlardır) sırtlarına birer taş bağlayarak bu hayvanlara  eziyet eder, onların doğal ortamlarındaki yaşamlarını zorlaştırır, ket vurur.  Uzaktan bunu seyreden yaşlı rahip gece aynı şekilde büyükçe bir taşı küçük  rahibin sırtına bağlar. Böylece empati kurmasını sağlayan rahip, nasıl  hayvanlara taş bağladıysa aynı şekilde onları geri çıkarmasını söyler. Ancak bu  hayvanlardan herhangi biri ölmüş ise bu taşı hayatı boyunca kalbinde  taşıyacağını da sözlerine ekler. Bu şekilde eziyet ettiği hayvanları bulan küçük  rahip, yılan ve balığın ölmüş olduklarını görür ve ağlamaya başlar. İnsanın  doğası da hayvanın doğası gibidir. Aynı doğanın içerisinde birbirinin karşıtı  değil birbirini tümleyen iki açı gibidir. Ortak yaşama alanı içerisinde her iki  canlı da birbirine saygı duymaktadır ancak insan düşüncesi her ne kadar bu saygı  çerçevesini bozmuş olsa da, ekolojik dengeyi kendi çıkarları için tahrip etse de  bu taşı her daim kalbinde taşıyacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;“Çevremizdeki acıları bizim de çekmemiz  gerekmektedir. Hepimizin ortak bir vücudu yoktur, ama ortak bir büyümesi vardır:  bu ise, şu ya da bu biçimde acılar içinden çekip götürür bizi. Nasıl ki çocuk  belli bir gelişim sonucu yaşamın tüm evrelerinden geçer (her evre, istek ve  korku bakımından bir önceki için erişilmez görünür aslında), yaşlanır ve sonunda  ölürse, biz de bunun gibi (insanlıkla aramızdaki bağ, kendimizle aramızdaki  bağdan güçsüz değildir) yaşadığımız dünyanın tüm acılarından geçerek gelişiriz.  Bu konuda adalete yer yoktur, acılardan ürkmeye ya da acıları üstünlük diye  yorumlamaya yer yoktur.” &lt;span style="color: maroon;"&gt;Franz  Kafka&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Kafka’nın da  aforizmasına kulak verdiğimiz zaman, filmin de bu minvalde ilerlediğini  görebiliriz. İlk olarak bahsettiğimiz ‘’kısır döngü’’nün var olmaması ya da  olması da ‘olabilirin’ hiçbir önemi yoktur haliyle. Farklı yaşamlar, farklı  cezalar ama ulaşılacak yer aynıdır; bu yüzden Kim-Ki Duk bize sürekli nesilden  nesile geçen ‘mevrus günah’’ı anlatmamıştır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: maroon;"&gt;Mevrus Günah ve Ataerkil  Dinler&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Filmimiz ilk  dönemecini atlatır ve sonraki mevsim olan ‘Yaz’ mevsimine geçer. Doğal olarak  insan yaşamını belirli parçalara bölmesi ile ‘gençlik’ dönemine geçiş aşaması bu  dönemde olur. Çocuk Rahip gençlik mertebesine yükselerek en verimli, en üretken  ve en deli dolu dönemine geçer. Yılan bu açıdan bize bildik bir bakış açısı  sağlar ve genç rahibimiz yılanları birbirine sarılmış vaziyette çiftleşerek  görür. Bu sahneyi incelediğimiz de kişinin yani öznenin ‘çiftleşme’yi gördükten  sonra uyarıldığını görürüz. Daha açık bir ifadeyle ‘uyandırıldığını’ görürüz.  Doğanın müdahalesini ya da insanı doğanın bir parçası saymasının niteliği olarak  bu sahne önemlidir. Shohei Imamura’nın 1982 yapımı Narayama Bushiko/Narayama  Türküsü filminde benzer bir metaforda yılanları çiftleşip doğum yaparken  görürüz. Ancak bunu hikâye ile birlikte paralel kurguyla veren Imamura’nın  sahneleri, anlatılan ilkel yaşama sahip köylüleri doğanın bir parçası görmekten  oldukça uzaktır. Imamura’nın köy insanı; insanın en ilkel arzularına,  içtepilerine inerek onu daha da bir tür hayvan haline getirirken (Gerçek anlamda  hayvan, burada hayvan kelimesi doğanın parçası değil doğanın kendisidir ve  burada anlatılan salt insan/hayvan libidosudur); Kim-Ki Duk’un insanı hayvan  olmaktan çok yaşadığı doğaya ayak uydurmaya, onun bir parçası haline gelmeye  çalışarak, doğanın kendisine ayak uydurarak yapar. Benzer şekilde dış dünyadan  soyutlanış Budizm’de bu şekilde vücut bulmaktadır&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;‘’Mevrus günah’’  kavramı, Danimarkalı Filozof Soren Kierkegraad’ın ortaya atmış olduğu bir  kavram. ‘Hıristiyan varoluşçuluğuyla’ bilinen filozof bu kavramda ilk günahın  Hz. Âdem tarafından işlendiği ve sonucunda insanın bu günahın bedeli olarak  dünyaya atılışını ifade etmektedir. Böylece meydana gelen, getirilen günahlar bu  çerçeve içerisinde ilk günahın tevarüsü yani varisleri durumundadırlar. Filmde  bunu oturtmaya çalışacağımız mantık yine budur. Yaz mevsimindeki çiftleşmeden  sonra resimdeki eksik ‘Havva’ da dahil olur. Ataerkil dinlerde ya da bu dinlerin  uzantısı olan monoteist dinlere baktığımız zaman ayartılan erkek ayartan ise  kadın üzerine bir yaradılış öyküsü çizilir. Filmde de göreceğimiz üzere bu  mevsimde hasta olup iyileşmek için tapınağa gelen kadınla kaçan genç rahip  şehvetine ya da arzularına gem vuramaz. Yönetmenin dini kökenleri ya da  anlatılan konu Uzakdoğu kültürünü anlatmasına rağmen ‘monoteist’ ya da  Hıristiyanlık etkileri gözle görülür biçimde yer almaktadır. Genç rahibin doğada  görüp dokunmadığı yılanlara karşı yaşlı rahip, genç rahibin kadına karşı olan  tutku ve şehvetine kayıtsız kalamaz ve kadın iyileşir iyileşmez onu tapınağın  bulunduğu mekândan çıkarır. Ancak tahmin edileceği üzere genç rahip bu kovuluşun  ardından, kendisi de tapınağın bulunduğu mekânı terk eder. Onun öncesinde genç  rahibimizin tapınağın içinde kadının ayartmalarına karşı duvarı olmayan  kapılardan geçmek yerine kapının etrafından dolanıp yasak olanı çiğnemesini bir  nevi ‘elma yeme’ mitolojisine benzetebiliriz. Yaz mevsimini sembolik anlamda  temsil eden hayvan horozdur. Horozun şehvet ve sahiplenmenin de sembolü olduğunu  belirtelim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Yaşlı rahip ve genç  rahip ve kadın arasındaki diyaloga bakalım;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;— Hala hasta  mısın?&lt;br /&gt;— Hayır.&lt;br /&gt;— Demek ki doğru ilaçmış.&lt;br /&gt;— Artık iyileştiğine göre,  buradan gidebilirsin.&lt;br /&gt;— Hayır Usta! Gidemez!&lt;br /&gt;— Sahiplenme tutkun uyandı  yalnızca. Ve bu da öldürme isteğini uyandırır.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Yaz mevsimi  bittiğinde tapınakta tek başına kalan yaşlı rahip sonbahar mevsiminde yanında  bir kediyle birlikte tapınağa gelir. Biraz da kedilerin nankör oluşuna bel  bağlayan kişileri rahatsız etse de, en iyi dostlardan -genç rahipten daha dost-  bir hayvandır ki burada da nankörlükten ya da çekip gitmekten çok yoldaşlığı ve  yalnızlık gidermeyi bilen bir hayvandır. Diğer şekilde de yorumlanabilir, pekâlâ  genç rahibin nankörlüğünü sürekli hatırlatacak bir hayvan figürü de olabilir. Bu  mevsimde, yaşlı rahip yemeğini sardığı gazetenin üzerinde otuz yaşında bir  erkeğin karısını bıçaklayarak öldürdüğünü okur, tahmin edilebileceği üzere otuz  yaşındaki erkek, bizim eski genç rahibin kendisidir. Yaşlı rahibin sözleri  gerçek olur: “Ne kadar sahiplenirsen öldürme isteğin de o kadar artar.” Genç  rahibin geri döneceğini bilen yaşlı rahip onun yeni kıyafetlerini hazırlamaya  başlar. Hepimiz ilk evlerimize geri döneriz ya da köklerimize bir dönüş yaşarız.  Ancak bu geri dönüş şüphesiz ilk gidilen zaman ya da ruh haliyle olmaz, mutlaka  geldiğimiz yerde bir şeyler bırakıp gelmişizdir. Tıpkı giderken ardımızda  bıraktığımız ‘yaşlı rahip’ ya da öğretiler gibi.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S9A2raO6rxI/AAAAAAAAAto/xt4L7f4ghIM/s1600/5.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S9A2raO6rxI/AAAAAAAAAto/xt4L7f4ghIM/s320/5.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Genç rahip tapınağa  geri döner, yaşlı rahip her şeyi bilmesine rağmen sadece ‘kocaman biri olmuşsun’  diyerek genç rahibin kendisine açılmasını bekler. Kayıkla birlikte yeniden  tapınağa geri döner her iki rahip. Genç rahip çantasından tapınaktan almış  olduğu küçük Buda heykelini geriye koyar, çantasından ayrıca karısını öldürdüğü  kanlı bıçağı çıkararak tahtalara saplar. Bilindik bir hikâyedir aslında bıçağın  tahta üzerinde bıraktığı iz. Hani yine bir gün bir çocuk babasından tembih alır.  ‘’Arkadaşlarınla tartışıp kavga ettiğin zaman tahtaya çivi çak.’’ der. Oğlu da  ne zaman sinirlense kızmak yerine gelip tahtaya çivi çakar. Bu ritüel, ta ki  tahtaya hiç çivi çakılmadığı güne kadar devam eder. Sonra babası ‘Şimdi bu  çivileri tahtadan sök.’ der. Çocuk bu sefer bütün çivileri söker. Ancak bir  değişiklik vardır tahtanın üzerinde. Tahtanın üzeri delik deşik olmuş ve bir  daha eskisi gibi olamayacaktır. Babası oğluna dönerek şunu der; ‘Eğer her  sinirlendiğin anda arkadaşlarınla kavga etmiş olsaydın, sonunda bu tahta gibi  arkadaşlıklarını da delik deşik etmiş olurdun.’ Tabii filmde bunun bir örneği  daha var. Dikkat edilirse yaşlı rahibimiz yaz mevsiminde bir taş üzerine  fırçayla yazı yazar. Ancak fırçanın üzerinde boya yerine su vardır. Rahip yazı  yazmaya çalıştığı zaman son raddeye gelene kadar yazdığı yazılar hemen kuruyup  silinmekte, rahibimiz yazdığı yazıya yeniden başlamaktadır. Ardında hiçbir  kalıcı iz bırakmadan kalp kırmanın -tabii bu sahnede aynı zamanda sabırda  anlatılmaktadır- ya da günah işlemenin kalıcı etkisi ortadan kaldırılmaktadır.  Benzer bir sahnede bu sefer yaşlı rahip tahtalar üzerine birçok harf yazdıktan  sonra genç rahibe bunları bıçakla yontmasını ve boyamasını söyler. Bunu  söylerken yukarda anlattığımız kıssadan hisseyi genç rahibe söyler; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;— Başkasını  çok kolay öldürmene rağmen, kendi canına kolay kıyamazsın. Bu insanların  hepsinin adını kazı buraya. Her birini kazırken, kalbinden öfkeyi çıkar  at.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;En nihayetinde dış  dünyadan genç rahibi tutuklamak için polisler gelir. Dış dünyayı temsilen bu  polislerin isimleri vardır. Rahiplerimizin isimleri yoktur; diğer anlamda  söyleyecek olursak, bir isme ‘’sahip’’ değildirler. Ancak bitirilmesi gereken  bir görev vardır ve bu görev bitene kadar yaşlı rahip polislerden genç rahibi  tutuklamamalarını ister. Görev bitirilir, harfler kazınır, boyanır, kayığa  binilir; ama kayık hareket etmez, yaşlı rahibimiz veda etmeden kayığın gitmesine  telepati yoluyla izin vermez. Genç rahip arkasına bakar ve yaşlı rahip üzgün bir  şekilde elini kaldırır. Biliyordur ki bir daha öğrencisini  göremeyecektir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Evet, efendim ilk  paragraflarda şundan bahsetmiştik. Genç rahibin değişimi fizyolojik olarak  gerçekleşirken yaşlı rahibin bu konuda benzer bir metamorfoza uğramadığını,  bedensel bir değişime rastlamadığımızı söylemiştik. Yaz mevsimine geri dönelim  şimdi. Bu mevsimde genç rahibimiz kayıkta kadın ile ilişkiye girdikten sonra  rahibimiz sabah kalktığında onları uyur vaziyette görür. Ve o mevsimin sembolü  olan horozu kullanarak kayığı tapınağın yanına çeker. Bu mevsimde göreceğimiz  üzere polisler ve genç rahip tapınağın dış kapısına kadar gider, ancak kayık  geri dönerken üzerinde kimse olamayacağı için yaşlı rahip telekinetik ya da  düşünsel yolla kayığı geri getirir. Daha da önemlisi dış kapıların hiçbir  fiziksel güce maruz kalmadan -filmde ikinci kez (ilk kapı açılması seyirciyi  içeriye davet etmek içindi- aynı yolla kapanmasıdır. Rahip fizyolojik olarak  değişimini çoktan tamamlamıştır aslında ve film başladıktan sonra onun için  mevsimlerin ifade ettiği şey sadece spritüel açıdan gelişimini tamamlamaktır. Ve  bu tamamlanışın sona erdiği dönem sonbahardır. Bu haliyle bahsettiğim kısır  döngü yoktur, ‘’kısır döngü yoktur’’ tezini desteklemektedir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Yaşlı rahibimiz  zamanı geldiğinde bu mevsimde, kendini bir çeşit öldürme ritüeliyle yok eder.  (sandalın üzerinde yanarak). Tabii bu ölümü filmde bir son olarak görmemeliyiz  çünkü kayığın altından çıkan ‘yılan’ yaşlı rahibin dönüşümü tamamladığını  gösterir. Bilindiği üzere yılan sembolik olarak bilgeliği temsil eder -ki bu  yılanı genç rahip (yönetmenin kendisi oynamıştır) tapınağa döndükten sonra yaşlı  rahibin eski kıyafetleri üzerinde görecektir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Kış mevsimiyle  birlikte tapınağa gelen genç rahip buz tutmuş gölün üzerinde yürüyerek tapınağa  girer ve ustasının kaldığı yerden devam etmek suretiyle onun bıraktığı eserleri,  kitapları, bilgileri inceler; kendini geliştirir. Bu mevsimde yüzü görünmeyen  -seyirciye gösterilmez- bir kadın kucağındaki bebeği tapınağa bırakmak için  gelir. Bir sahnede dikkat çekici bir şey yaşanır. Rahip genç kadının yüzünü  görmek istercesine yanına yaklaşır ancak kamera daha sonra yılanı gösterir. Bir  sonraki sahnede ise genç rahip elini yavaşça geri çeker. Bir anlamda bu kendi  nefsini yenmiş havası yaratma çabası olabilir diye düşünüyorum. Filmin başındaki  “bu taşı hayatın boyunca yüreğinde taşıyacaksın” sözlerini hatırlatırcasına,  genç rahip, sırtına bağladığı taş ile Buda heykelini dağların doruklarına  taşır…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;VE  İLKBAHAR……&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Yazan: &lt;span style="color: maroon;"&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;Kusagami&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: maroon;"&gt;kusagami@sanatlog.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-2863556784761939124?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/2863556784761939124/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/spring-summer-fall-winter-and-spring-ki.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/2863556784761939124'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/2863556784761939124'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/spring-summer-fall-winter-and-spring-ki.html' title='Spring, Summer, Fall, Winter... and Spring [Ki-Duk Kim 2003]'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S9A07Q3hhWI/AAAAAAAAAtQ/U2bXbjDva9w/s72-c/1-419-x-600.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-315337637790026405</id><published>2010-04-21T04:54:00.000-07:00</published><updated>2010-04-21T12:00:43.061-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Film'/><title type='text'>Süt</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Semih Kaplanoğlu 2007 yılında çektiği Yumurta filmi ile hem bir  üçlemeye başlamış; hem de sinemasını ve kendisini kendi halinde arthouse  filmler çeken, ulusal sinemadan pek öteye geçemeyen bir yönetmen  olmaktan çıkarmıştı. Meleğin Düşüşü umut veren ama sınır ötesine pek  geçememiş bir filmdi, belki kapasitesi yetmemiş belki de pazarlaması iyi  yapılamamıştı ama Yumurta her yönüyle evrensel bir film haline geldi.  Yurtdışı festivallerde gösterimler, adaylıklar ve ödüller elde etti,  yurtiçinde ise bütün ödülleri topladığı yetmediği gibi; Underground  fanzinlerden, Hıncal Uluç gibi popüler kültür yazarlarına kadar herkesin  konuştuğu bir film haline geldi. Kaplan Film Production her geçen gün  pazarlama konusunda da kendini geliştiriyordu. Tabi Yumurtayı iyi  pazarlanmış bir film olarak nitelemek nüyük bir hata zira Kaplanoğlu'nun  ince ince işlediği bir sinema eseri. Bir üçleme olarak Süt'e gelmeden  önce Yumurta'dan bir kaç kelam etmek gerekliliği kaçınılmaz, zira  birbirine sımsıkı bağlanmış iki film Yumurta ile Süt. Muhtemelen Bal da  öyle olacak.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kaplanoğlu sinematografik olarak  Nuri Bilge Ceylan'a yakın olan bir isim. Ama 90 sonrası Türk sinemasında  taşra ve varoş edebiyatı; üzerine tez yazılacak bir hal alırken;  Kaplanoğlu'nun Yumurta'sını bu edebiyat içinde farklı bir noktaya  konmasını sağlayacak bir özelliği var. O da pek göstermese de  gerçeküstücü bir yapıya sahip olması. Kaderci bir film olması ve bu  kaderciliği tanrısal bir kadercilik olması 90 sonrası şekillenen sinema  içinde hiç rastlamadığımız bir durum ve Yumurta'yı ve Kaplanoğlu  sinemasını bambaşka bir noktaya oturtuyor. Evet Zeki Demirkubuz da  sinemasını kaderci bir anlayış üstüne oturtuyor fakat onun kaderciliği  içinde tanrısal bir gücün değil varoluşçu bir anlayışın belirlediği  kadercilik var. Kaplanoğlu Yumurtayı oturttuğu bu anlayış; onu Türk  sineması içinde bambaşka bir yönetmen haline getiriyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yumurta  pek göstermese de tanrısal bir gücün taşraya bağladığı, onu taşradan  çıkarmamak için tüm kaderin cilvelerini kullandığı bir tarafı vardı.  Etkileyici bir yandı zira, çok gerçekci görünen bir sinema üzerinden  ilerliyordu ve Uygar Şirin'in Yumurta hakkındaki yazısında dediği gibi  Türkiye'de böylesine entellektüel bir çevreye hitap eden bir filmin  spiritualist bir kadercilik üzerine bir film yapması düşünülmüyordu,  zira filmin bu yöne de pek vurgulanmadı fakat böyle bir alt hikaye ile  Yumurta gerçekten farklı bir film olmayı başardı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Süt  ise Yusuf'un hikayesinde biraz daha gerilere gidiyor ve onu daha güçlü  bir kader yumağı içine atıveriyor. Kaplanoğlu bu sefer gerçeküstü  taraflarını daha bi belli ediyor. Evet gene gerçekçi bir film yapıyor  ama gerçeküstücü alt hikayesini de gizleme gereği hissetmiyor ve bunu  hem üçlemenin hikayesinin gelişimi hem de sinemasal güç bir olarak  açılış sahnesinden itibaren ortaya koyuyor. Üçleme hikaye olarak geriye  gittikçe tanrısal gücün Yusuf'un hayatı üzerinde daha fazla kendini  gösterir bir halde olduğunu görüyoruz. Kaplanoğlu'nun sinemasında da bu  gerçeküstülük daha fazla yer ediyor. Hem de daha ilk sahneden... Yusuf'u  kasabaya sıkıştırıyor, o çıkmaya çalışıyor, annesi tavrını koyuyor. O  çıkmaya çalışıyor, hocası tavrını koyuyor. O çıkmaya çalışıyor, süt  alanlar tavrını koyuyor, askeriye bile çıkmasına razı değil. O çıkmaya  çalışıyor yılan önüne çıkıyor, balık önüne çıkıyor ve anlıyor, orada  kalmaya mecbur. Birileri böyle istiyor. Yumurtaya varıncaya kadar  kasabadan çıkacağını biliyoruz ama geri dönüp kısılacağını da  biliyoruz.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ama bir yandan da korku hikayesi  gelişiyor Süt'de. Olunmak istenmeyen ama olunan; olunmak zorunda olan  kader hem Yusuf'un hem de annesinin karşısına bir korku unsuru olarak  dikiliveriyor. Bu noktada Süt; Yumurta'dan ayrılıyor. Hem Yusuf hem de  annesi süt olarak kalamayacaklarını; er ya da geç mayalanacaklarının;  peynir olacaklarının farkındalar, korkuyorlar ama zorundalar. Yusuf  fabrika işçisinde; annesi görücüye gelen yaşlı kadının ellerinde bunu  görüyor, korkuyor ve engellemeye çalışıyor. Yusuf fabrika işçisine  "mecbur değilsin" diyor, kaderine karşı koyabilirsin diyor. Fabrika  işçisi abisi ise "hayır mecburum" diyor. Kaplanoğlu ise kimin doğru  söylediğini, o keskin ışığı gözümüzün içine kadar sokarak veriyor,  dergide çıkan bir kaç şiir ise hatıra olarak kalıyor. O da bir inşaat  işçisi veya sıradan kasaba hocası olacağını anlıyor. Yusuf üzülüyor,  kaderine kısılmaya bozuluyor. Taa ki Yumurta'da kaderine razı gelmenin  huzurunu keşfedene kadar. Yumurta'dan civciv olmak hem kaçınılmaz hem de  o kadar mutluluk vericiyse; sütten peynir olmak o kadar sinir bozucu.  Yumurtadan çıkan civciv can çekişmekte. Peynir olmanın zorunluluğu  içinde Yusuf kıvranıyor. Yusuf süt olarak kalamaz, peynir olmak  kaçınılmaz. Yılanlar sütü sever, süte gelir. Nereden geleceği de  bilinmez. Gelmeden peynir olmak gerekir. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kaynak: &lt;a href="http://sinemadedigin.blogspot.com/2009/01/st-semih-kaplanolu.html"&gt;http://sinemadedigin.blogspot.com/2009/01/st-semih-kaplanolu.html&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-315337637790026405?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/315337637790026405/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/sut.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/315337637790026405'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/315337637790026405'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/sut.html' title='Süt'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-6580719338934704345</id><published>2010-04-18T02:59:00.000-07:00</published><updated>2010-04-20T15:36:30.405-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Windows 7'/><title type='text'>Double Driver- Windows 7 Sürücü Yedekleme</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S8rXh_Qg10I/AAAAAAAAAsA/JalcgcQ53Gg/s1600/double+driver+windows+7+2.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S8rXh_Qg10I/AAAAAAAAAsA/JalcgcQ53Gg/s320/double+driver+windows+7+2.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;Windows 7&lt;/b&gt;'de driver yedeklemek için çok güzel bir program  anlatacam.Bu program en çok teknik servis işiyle uğraşan arkadaşların  işine yarıyacak diye düşünüyorum.Program &lt;b&gt;Windows 7&lt;/b&gt;'de driver'ları  yedeklememize imkan sağlıyor.Ve olası bir formattan sonra tek  tıklamayla kurabiliyoruz.Programımızın ismi &lt;b&gt;Double Drive 4.0&lt;/b&gt;.&lt;b&gt;Ücretsiz&lt;/b&gt;  ve &lt;b&gt;portable&lt;/b&gt;'dır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;İndirmek için &lt;a href="http://www.boozet.org/dl.php?product=dd&amp;amp;mirror=1"&gt;tıklayın.&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Not: Alıntıdır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Kaynak: &lt;a href="http://windows7li.blogspot.com/"&gt;http://windows7li.blogspot.com/ &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-6580719338934704345?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/6580719338934704345/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/double-driver-windows-7-surucu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/6580719338934704345'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/6580719338934704345'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/double-driver-windows-7-surucu.html' title='Double Driver- Windows 7 Sürücü Yedekleme'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S8rXh_Qg10I/AAAAAAAAAsA/JalcgcQ53Gg/s72-c/double+driver+windows+7+2.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-3781086756923319792</id><published>2010-04-17T05:45:00.000-07:00</published><updated>2010-04-17T05:45:17.857-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Music'/><title type='text'>Christopher Smith - Gently Gently</title><content type='html'>&lt;object height="225" width="400"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true" /&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always" /&gt;&lt;param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=10620682&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=ffffff&amp;amp;fullscreen=1" /&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=10620682&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=ffffff&amp;amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="225"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/10620682"&gt;Christopher Smith - Gently Gently&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/boomparecords"&gt;Boompa Records&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-3781086756923319792?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/3781086756923319792/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/christopher-smith-gently-gently.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/3781086756923319792'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/3781086756923319792'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/christopher-smith-gently-gently.html' title='Christopher Smith - Gently Gently'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-3259699903434595573</id><published>2010-04-14T11:42:00.000-07:00</published><updated>2010-04-14T11:42:08.454-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Windows 7'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Program'/><title type='text'>SuperBar Monitor - Windows 7 Görev Çubuğu Sistem İzleme Araçları</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S8YMY6CXJtI/AAAAAAAAAr4/5IibuZ7Lw14/s1600/Windows+7+Sistem+Monit%C3%B6r+2+.png" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S8YMY6CXJtI/AAAAAAAAAr4/5IibuZ7Lw14/s320/Windows+7+Sistem+Monit%C3%B6r+2+.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;Windows 7 Sistem kaynaklarını izlemek için birçok gadget  çıkartıldı.Ama hiçbiri görev çubuğunda bu kadar güzel durmamıştı.Bu bir  gadget değildir.Daha çok görev çubuğunda duran bir programı anırıyor.Ama  sürekli değişken.Anlık Cpu, Batarya durumu, Ses Volümü, Ram, Hafıza  durumunu izliyebilirsiniz. Sizde görev çubuğunda Sisteminizi bu şekilde izlemek istiyorsanız, &lt;a href="http://hotfile.com/dl/37777352/03754f9/Windows_7_SuperbarMonitr_windows7li.blogspot.com.rar.html"&gt;buradan&lt;/a&gt;  ücretsiz &lt;b&gt;Windows 7&lt;/b&gt; &lt;b&gt;SuperBarMonitor&lt;/b&gt; araçları paketini  indirebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Not: &lt;/b&gt;Alıntıdır. &lt;b&gt;Kaynak:&lt;/b&gt;&lt;a href="http://windows7li.blogspot.com/2010/04/windows-7-gorev-cubugu-sistem-izleme.html"&gt; http://windows7li.blogspot.com/2010/04/windows-7-gorev-cubugu-sistem-izleme.html&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-3259699903434595573?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/3259699903434595573/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/superbar-monitor-windows-7-gorev-cubugu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/3259699903434595573'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/3259699903434595573'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/superbar-monitor-windows-7-gorev-cubugu.html' title='SuperBar Monitor - Windows 7 Görev Çubuğu Sistem İzleme Araçları'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S8YMY6CXJtI/AAAAAAAAAr4/5IibuZ7Lw14/s72-c/Windows+7+Sistem+Monit%C3%B6r+2+.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-8228499492285850686</id><published>2010-04-12T12:34:00.000-07:00</published><updated>2010-04-12T12:34:47.267-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Film'/><title type='text'>Yumurta [Semih Kaplanoğlu - 2007]</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S8N1Vvxn9wI/AAAAAAAAArw/wIS_7dM9bpw/s1600/yumurta+film.hlarge.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S8N1Vvxn9wI/AAAAAAAAArw/wIS_7dM9bpw/s320/yumurta+film.hlarge.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Gitmek mi zor kalmak mı? Kalan kazanır derler ya hep. O, gidene istediği  anlamı yükler, istediği gibi yaşatır hayalinde ve bu süreçte  biriktirdiği bir sürü şey olur hep cebinde. Gidense gitmiştir zaten ve  kaçtığı o “şey”i, “yer”i hayatından çıkarma çabası içinde, geride  bıraktıklarını aklına bile getirmemeye çalışır. O yüzdendir belki de  farkına varamaması kaybettiklerinin. Ama ya dönmek zorunda kalırsa? Her  şey bıraktığı gibi mi kalmış olacaktır acaba? Peki, bir de bir kez daha  gitmeye, terk etmeye çabalasa da gidemese? Geride bıraktıklarına uyum  sağlayabilecek midir yeniden? Yumurta, doğup büyüdüğü kasaba kendisine  dar gelen, İstanbul’a “kaçıp” yalnızlığı seçen Yusuf’un hikayesinde bu  sorulara cevap arıyor. Yusuf bu hikayenin gideni, kalansa ölümüyle  kendisini doğup büyüdüğü, sonra kaçıp uzaklaştığı kasabaya geri döndüren  annesi. O da oğlunu, sadece kendisi için değil tüm kasaba halkı için  istediği gibi yaşatmış hayalinde. Onun yerine kasabalıya kitaplar,  hediyeler göndermiş! Demiş ki; “benim oğlum memleketini unutmadı,  İstanbul’da koca şair oldu ama kalbi burada, buradakilerde”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yumurta, Yusuf’u zorunlu dönüşün ardından, Bunuel’in Mahvedici  Melek’inde bir eve hapsolan burjuvazi misali köyünden dışarı  çıkartmıyor. Yusuf gitmek istiyor, gidemiyor. Ama o filmdeki gibi bir  çözülme de yaşamıyor. Çözülse de belli etmiyor. Çünkü Yusuf çok da açık  bir karakter değil. Kendi içinde yaşayan, tepkisiz, geçmişini tamamen  silmiş –ya da silmeye çalışmış-, ilginç bir şekilde tanıdığı –neredeyse-  herkesi unutmuş biri. O yüzden az önce bahsi geçen kaybettiklerinin  farkına varması durumu söz konusu bile olmuyor görünürde. Görünürde  çünkü onu ve hikayesini anlatan Yumurta’yı anlayabilmek için ayrıntılara  dikkat etmeniz gerekiyor. O ayrıntılar da öyle sevimli yerleştirilmiş  ki filme, o geçmişindeki insanlara dönmeye çalışırken –ki aslında çok da  hevesli değil belki- yaşanan diyaloglar, ufak tefek detaylar  gülümsetiyor insanı. Trajik bir şekilde doğduğu yere dönen, aslında  kaçtığı yerde de mutluluğu yakalayamamış bir karakterin aynı şekilde  trajik ilerleyen öyküsünde insanları gülümsetmeyi başarmak önemli ve  başarılmış da. Filmin aynı zamanda senaryosunu da yazan yönetmen Semih  Kaplanoğlu, temelde bireyin yalnızlığını anlattığı filminin finalinde de  bir şeyleri gözümüze sokup “ben yazdım, böyle oldu” demek yerine “siz  anlayın artık, nasıl isterseniz öyle yorumlayın” diyerek karakterinin  kaderini izleyicinin takdirine bırakıyor. Yusuf’un yaşamı gelecekte  nasıl yönlenecek bilinmez ama biraz beklersek öncesini öğreneceğiz. Yani  Yusuf’un bulunduğu duruma gelmeden önceki halleri, ölümünü garip bir  soğukkanlılıkla karşıladığı annesiyle ilişkisi, çocukluk ve ilk gençlik  döneminde hayatında yer eden insanları nasıl olup da unuttuğu üçlemenin  diğer ayakları olan Bal ve Süt’te saklı. Üçlemeden bahsetmişken  Kaplanoğlu’nun filmlerini sondan başa vizyona sokmayı tercih ettiğini  belirtelim. &lt;br /&gt;Yumurta çok yalın, doğal bir dille, dallandırıp budaklandırmadan  anlatmış derdini. Öyle samimi ki yönetmen kendi karakterlerini  yabancılaştırsa da izleyiciyi hem kendisine hem de filmlerine  yakınlaştırıyor. Tabii mekanın Anadolu’nun küçük bir kasabası olup  figürasyonun da orada yaşayan sade, doğal insanlardan oluşması işini  kolaylaştırmıyor değil. Ama mekan her zaman yönetmenin lehine olur diye  bir şey yok, o yüzden Kaplanoğlu’nun hakkını teslim etmek gerekir.  Mekandan bahsetmişken kasabanın görsel olarak filme katkısını da  yazmadan geçmek olmaz tabii. &lt;br /&gt;Her ne kadar başarısı aldığı ödüllerle tasdiklenmiş olsa da Saadet Işıl  Aksoy’un bu film için yeterli olduğunu söylemek zor. Oyuncu özellikle  filmin ilk bölümünde tutuk, çok inandırıcı değil. Gerçi ilerleyen  bölümlerde karakteriyle bütünleşmeyi, tanışmayı başarmış ve artan bir  başarı eğrisiyle tamamlamış rolünü ama bunu bizimle birlikte değil  bizden önce yapması gerekirdi galiba. Nejat İşler ise Yusuf rolünde iyi.  Son dönemde kendisini tekrarlamaya başladığı hissi yaratan oyuncu  Barda’dan sonra Yumurta’da da başarılı bir performans sergiliyor.  Oyuncularla ilgili bir notu –gülümseyerek- eklemeden geçemeyeceğim: Ufuk  Bayraktar’ın kaderi oldu sanki; Zeki Demirkubuz’un Kader’inde olduğu  gibi Yumurta’da da imkansız bir aşka teslim olup bu teslimiyeti  olgunlukla kabullenmek yerine hırs yapıp traji-komik durumlara düşmekten  kurtulamayan bir karakteri başarıyla canlandırıyor. &lt;br /&gt;Aslında Yumurta’da anlatılanlar Kaplanoğlu sinemasını takip etmiş  olanların çok yabancılayacağı mevzular değil. 2001 yapımı “Herkes Kendi  Evinde” de de benzer bir temayı konu alan yönetmenin -her ne kadar  kendisi bunun bilinçli bir şekilde yapılmadığını söylese de- köklere  dönüş sancıları üzerine söyleyecek çok şeyi olmalı. Ancak 2004 yapımı  Meleğin Düşüşü’nü de dahil ederek düşünürsek yalnızlık, yabancılaşma  gibi olguların, yönetmenin derdi olan konular olduğu sonucuna varıyoruz.  &lt;br /&gt;Yumurta bizlere, yüksek bütçeli filmin iyi film olmadığını bir kez daha  hatırlatan, gerçek sinemanın peşinde olanların mutlaka izlemesi gereken  kendi halinde bir film. Promosyon mucizelerinden bıkanlardansanız sade  yapısıyla, samimi çekilmiş başarılı bir Türk sineması örneği izlemek  için mutlaka görün ve “sinema”da lütfen!&lt;br /&gt;Not: Alıntıdır. Kaynak: &lt;a href="http://film.com.tr/elestiri.cfm?aid=8612%20"&gt;http://film.com.tr/elestiri.cfm?aid=8612 &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-8228499492285850686?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/8228499492285850686/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/yumurta-semih-kaplanoglu-2007.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/8228499492285850686'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/8228499492285850686'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/yumurta-semih-kaplanoglu-2007.html' title='Yumurta [Semih Kaplanoğlu - 2007]'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S8N1Vvxn9wI/AAAAAAAAArw/wIS_7dM9bpw/s72-c/yumurta+film.hlarge.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-4909270785487839964</id><published>2010-04-12T05:15:00.001-07:00</published><updated>2010-04-12T05:16:44.969-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fragman'/><title type='text'>F.3.A.R Trailer</title><content type='html'>FPS türünün önde gelen örneklerinden F.E.A.R.'ın üçüncüsü duyuruldu!  Yeni yapımın ilk trailer'ı adeta film tadında. Korkunun yeni adresi  F.3.A.R!&lt;script language="javascript" src="http://shiftdelete.net/video/show/1576"&gt;FPS türünün önde gelen örneklerinden F.E.A.R.'ın üçüncüsü duyuruldu! Yeni yapımın ilk trailer'ı adeta film tadında. Korkunun yeni adresi F.3.A.R!&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-4909270785487839964?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/4909270785487839964/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/f3ar-trailer.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/4909270785487839964'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/4909270785487839964'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/f3ar-trailer.html' title='F.3.A.R Trailer'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-8867425418172073880</id><published>2010-04-12T03:55:00.000-07:00</published><updated>2010-04-12T03:56:33.990-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Program'/><title type='text'>Ücretsiz Internet Radyo Player: RadioSure</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S8L7fXtRTVI/AAAAAAAAAro/cdV42o7OPJo/s1600/iyiblogcu-103.png" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S8L7fXtRTVI/AAAAAAAAAro/cdV42o7OPJo/s320/iyiblogcu-103.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;RadioSure kullanıcılarına web  tarayıcısına ihtiyaç duymadan internet üzerinden yayın yapan yerli ve  yabancı 12 bin Radyo’ yu bu masaüstü uygulaması sayesinde  dinleyebilirsiniz. Ve dinlemekle olduğunuz&amp;nbsp;müzikleri de mp3&amp;nbsp;formatında  kaydedebilirsiniz..&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;RadioSure’ nin en güzel tarafı Flash  belleğinize yükleyerek farklı bilgisayarda kullanabilirsiniz…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;a href="http://rapidshare.com/files/374283844/Portable_RadioSure_2.0.886.zip" target="_blank" title="RadioSure-2.0.886-portable indir"&gt;RadioSure-2.0.886&lt;/a&gt; | Portable&lt;/b&gt; (Türkçe yayın yapan 210 tane ulusal ve yerel radyo eklenen iyiblogcu.com sitesinden alınan sürümdür.)&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;RadioSure’ nin diğer Özelikleri :&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul style="text-align: justify;"&gt;&lt;li&gt;Windows ile başlama&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Açılınca otomatik olarak çalmaya başlama&lt;/li&gt;&lt;li&gt;İstasyonlar arasında yumuşak geçiş&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ses seviyesi standartlaştırması&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yeni sürümü denetleme&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Kısayol tuşları&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Dinlediğiniz müziği kayıt etme&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Aynı parça zaten mevcut ise tekrar kaydetme&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Skins desteği&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Türkçe dahil 26 dil desteği&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Özel radyo Listesi oluşturma (Yer imlerine ekleme)&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Equalizer desteği&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yeni radyo istasyonu ekleme&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Radyo URL adresini kopyalama&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;Not: Alıntıdır. Kaynak: &lt;a href="http://www.iyiblogcu.com/portable/radiosure-2/"&gt;http://www.iyiblogcu.com/portable/radiosure-2/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-8867425418172073880?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/8867425418172073880/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/ucretsiz-internet-radyo-player.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/8867425418172073880'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/8867425418172073880'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/ucretsiz-internet-radyo-player.html' title='Ücretsiz Internet Radyo Player: RadioSure'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S8L7fXtRTVI/AAAAAAAAAro/cdV42o7OPJo/s72-c/iyiblogcu-103.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-4685885736814732071</id><published>2010-04-11T14:17:00.000-07:00</published><updated>2010-04-11T14:18:15.820-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Film'/><title type='text'>Donnie Darko [Richard Kelly - 2001]</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S8I8NR8_0DI/AAAAAAAAArg/QGdG8BFhOpg/s1600/1zdnbqq.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S8I8NR8_0DI/AAAAAAAAArg/QGdG8BFhOpg/s320/1zdnbqq.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a class="st_tag internal_tag" href="http://www.isteksiz.com/tag/richard-kelly/" rel="tag" title="Posts tagged with Richard Kelly"&gt;Richard  Kelly&lt;/a&gt;’nin 2001 yılında yönetmenliğini yaptığı, &lt;a class="st_tag internal_tag" href="http://www.isteksiz.com/tag/jake-gyllenhaal/" rel="tag" title="Posts tagged with Jake Gyllenhaal"&gt;Jake  Gyllenhaal&lt;/a&gt;, &lt;a class="st_tag internal_tag" href="http://www.isteksiz.com/tag/drew-barrymore/" rel="tag" title="Posts tagged with Drew Barrymore"&gt;Drew Barrymore&lt;/a&gt;, &lt;a class="st_tag internal_tag" href="http://www.isteksiz.com/tag/jena-malone/" rel="tag" title="Posts tagged with Jena Malone"&gt;Jena  Malone&lt;/a&gt;, ve &lt;a class="st_tag internal_tag" href="http://www.isteksiz.com/tag/mary-mcdonnell/" rel="tag" title="Posts tagged with Mary McDonnell"&gt;Mary McDonnell&lt;/a&gt; gibi isimlerin başrolleri üstlendiği bir  film. Donnie Darko paranoyak şizofren ve anti sosyal bir gençtir ve bir  psikiyatrdan terapi almanın yanı sıra bazı ilaçlar da kullanmak  zorundadır. Büyük bir tavşan kılığında Frank’la karşılaşmasıyla hayatı  biraz daha değişir ve Frank ona okulu su basmasını sağlamak, çocuk  pornosuyla uğraşan birinin evini ateşe vermek gibi eylemleri salık  verir. Fakat Frank’in Donnie Darko’ya söylediği en önemli şey zamanda  yolcuğun mümkün olabileceğidir.&lt;br /&gt;&lt;span id="more-749"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span id="more-749"&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;Lisenin hocalarından Kitty Farmer yaşamın iki seçenek arasında gidip  geldiğini, yapılan her şeyin korku ve sevgi arasındaki çizgi üzerinde  herhangi bir yerde olduğunu savunuyordu. Bunu hitap ettiği insanlara  aşılamanın yolu da ellerine tutuşturduğu kâğıtlarda yazan aktiviteleri  bu çizginin üzerinde nereye koyacaklarına onları karar verdirmek  şeklindeydi. Donnie Darko, Kitty Farmer’in “Korku ve sevgi insan  duygularının en derin olanlarıdır.” şeklindeki bir hayli modern  analizine itiraz eder: “Değerlendirilmesi gereken başka şeyler de var.  İnsan duygusunun tam bir spektrumu gibi. Her şeyi öylece 2 gruba ayırıp  diğerlerini inkâr edemezsiniz.”&lt;br /&gt;Peki insani duygular gibi &lt;a class="st_tag internal_tag" href="http://www.isteksiz.com/tag/zaman/" rel="tag" title="Posts tagged with zaman"&gt;zaman&lt;/a&gt; da karmaşık iç içe  geçmiş bir şey midir? İnsani duygular nasıl korku ve sevgi arasında düz  çizgisel olarak gidip gelen şeyler değilse, &lt;a class="st_tag internal_tag" href="http://www.isteksiz.com/tag/zaman/" rel="tag" title="Posts tagged with zaman"&gt;zaman&lt;/a&gt; da başlangıç ve son  arasında gidip gelen bir şey değil midir? Filmin bu soruya da cevabı &lt;a class="st_tag internal_tag" href="http://www.isteksiz.com/tag/zaman/" rel="tag" title="Posts tagged with zaman"&gt;zaman&lt;/a&gt;ın düz çizgisel  başlangıçtan sona doğru giden bir şey olmadığı yönünde. Bunu da &lt;a class="st_tag internal_tag" href="http://www.isteksiz.com/tag/stephen-hawking/" rel="tag" title="Posts tagged with Stephen Hawking"&gt;Stephen  Hawking&lt;/a&gt;’in teorisine dayandırıyor: “bir solucan deliği (&lt;a class="st_tag internal_tag" href="http://www.isteksiz.com/tag/wormhole/" rel="tag" title="Posts tagged with wormhole"&gt;wormhole&lt;/a&gt;) sayesinde,  uzay &lt;a class="st_tag internal_tag" href="http://www.isteksiz.com/tag/zaman/" rel="tag" title="Posts tagged with zaman"&gt;zaman&lt;/a&gt;ın 2  bölgesi arasında kısa yol oluşturulabilir.” Böylelikle bir sonraki &lt;a class="st_tag internal_tag" href="http://www.isteksiz.com/tag/zaman/" rel="tag" title="Posts tagged with zaman"&gt;zaman&lt;/a&gt; ya da bir önceki &lt;a class="st_tag internal_tag" href="http://www.isteksiz.com/tag/zaman/" rel="tag" title="Posts tagged with zaman"&gt;zaman&lt;/a&gt; arasında bir  geçişenlik ortaya çıkar. &lt;a class="st_tag internal_tag" href="http://www.isteksiz.com/tag/zaman/" rel="tag" title="Posts tagged with zaman"&gt;Zaman&lt;/a&gt;ın  düz çizgisel bir şey olduğu da zaten kendiliğinden var olan bir şey  değil, insanların yaşamlarına belli anlamları dayatmak için ortaya  attıkları ya da inandıkları bir şey.&lt;br /&gt;O halde iki &lt;a class="st_tag internal_tag" href="http://www.isteksiz.com/tag/zaman/" rel="tag" title="Posts tagged with zaman"&gt;zaman&lt;/a&gt;  arasındaki geçişkenliği sağlayan şey nedir? Bir &lt;a class="st_tag internal_tag" href="http://www.isteksiz.com/tag/zaman/" rel="tag" title="Posts tagged with zaman"&gt;zaman&lt;/a&gt; diğer zamana nasıl  müdahale edebilir? Filmin bu soruya verdiği cevap halüsinasyonlardır.  Tavşan maskesiyle karşısına çıkan Frank, Donnie Darko’nun diğer  zamanlarla olan bağlantısıdır. Elimizde iki &lt;a class="st_tag internal_tag" href="http://www.isteksiz.com/tag/zaman/" rel="tag" title="Posts tagged with zaman"&gt;zaman&lt;/a&gt; dilimi olsun biri  evde verilen partiye kadar geçen &lt;a class="st_tag internal_tag" href="http://www.isteksiz.com/tag/zaman/" rel="tag" title="Posts tagged with zaman"&gt;zaman&lt;/a&gt; dilimi diğeri de  partiden sonraki &lt;a class="st_tag internal_tag" href="http://www.isteksiz.com/tag/zaman/" rel="tag" title="Posts tagged with zaman"&gt;zaman&lt;/a&gt;  dilimi. İlk &lt;a class="st_tag internal_tag" href="http://www.isteksiz.com/tag/zaman/" rel="tag" title="Posts tagged with zaman"&gt;zaman&lt;/a&gt;  diliminde iki tane Frank vardır. İlki Donnie Darko’nun kız kardeşi  Elizabeth’in erkek arkadaşı olan Frank (Elizabeth partinin bir  safhasında Frank’in nerde olduğunu sorar), evdeki partiye de gelir ve  ardından arabayla Donnie Darko’ya bakmak için Ölü Babaanne’nin evine  kadar gider. İkincisi Donnie Darko’nun halüsinasyonu olan Frank.&lt;br /&gt;Filmi araba kazası sahnesinden geriye doğru okuduğumuzda şöyle bir  okuma yapmak mümkün. Normal olan Frank, Donnie Darko’nun kız arkadaşı  Gretchen’in ölümüne sebep olmuştur. Bunun üzerine Donnie Darko normal  Frank’ı gözünden vurarak öldürür. Bu sahne sinemadaki diyalogu anlamlı  kılan tek sahnedir. Donnie Darko, &lt;a class="st_tag internal_tag" href="http://www.isteksiz.com/tag/halusinasyon/" rel="tag" title="Posts tagged with halüsinasyon"&gt;halüsinasyon&lt;/a&gt;  olarak ortaya çıkan Frank’a gözüne ne oldu diye sorduğunda, ona bir  cevap vermek yerine ondan garip bir şekilde özür diler. Özür dilemenin  nedeni Gretchen’i öldürmüş olmasıdır. Donnie Darko’nun psikiyatrikti ile  konuşurken ona yakında Frank’in birini öldüreceğini söylemesi de tam da  bu öldürme olayıdır.&lt;br /&gt;Burada asıl kritik soru şu: zamanlar arası bir geçişkenlik varsa, bir  insanın yaşama başlama ve onu bitirme süreci diye bir şey var mıdır?  Filmin buna da verdiği cevap hayırdır. İnsan tek düze bir şekilde &lt;a class="st_tag internal_tag" href="http://www.isteksiz.com/tag/zaman/" rel="tag" title="Posts tagged with zaman"&gt;zaman&lt;/a&gt;ın içinde yaşamaz.  Belli bir anda doğup belli bir anda ölmez. Bunu da Donnie Darko’nun  kendi yaşamı üzerinden diğer yaşamlardan anlarız. Donnie Darko iki kere  ölmüştür. İlk ölümü uçak motorunun odasına düştüğündeki ölümü, diğer  ölümü ise Frank’ın hayatına müdahale ettiği ve kazadan sıyırdığı  yaşamının devam eden safhasındaki ölümüdür. Fakat bu devam eden safha  tekrar uçak motoru kazasının olduğu sahneye geleceğinden ölümün kendisi  bir keredir. Gretchen’in ve Frank’in ölümleri de benzer şekildedir. İlk  ölümleri araba kazasının olduğu sahnededir. İkinci ölümleri ise Donnie  Darko’nun olmadığı &lt;a class="st_tag internal_tag" href="http://www.isteksiz.com/tag/zaman/" rel="tag" title="Posts tagged with zaman"&gt;zaman&lt;/a&gt;  dilimini yaşayıp ölmeleridir. Fakat bunların ikinci ölümleri hakkında  film bize bir şey söylemez.&lt;br /&gt;Gretchen ve Frank, Frank’ın Donnie Darko’ya musallat olan  halüsinasyonun müdahale ettiği bir yaşamda ölmüşlerdir. O halde Frank  iki kere suçludur hem Gretchen’i öldürdüğü için hem de bu ölümlere giden  süreci yönettiği için. Fakat asıl soru şudur, Frank müdahale olmayan  bir yaşamda Gretchen’i öldürmüyorsa o halde Donnie Darko’ya musallat  olmasının nedeni nedir? Paralel yaşamın yaşandığı &lt;a class="st_tag internal_tag" href="http://www.isteksiz.com/tag/zaman/" rel="tag" title="Posts tagged with zaman"&gt;zaman&lt;/a&gt; Frank’in Donnie  Darko’ya kalan günü söylediği Donnie Darko’nun onula ilk karşılaştığı  andan itibaren geçen zamandır. Bu karşılaşma öncesi Donnie Darko’nun kız  kardeşiyle yani Frank’ın kız arkadaşı Elizabeth ile yaşadığı  tartışmanın rolu ne olabilir? Bu tartışmamıydı Donnie Darko’ya Frank’ı  halüsinasyonlarına dahil ettiren şey? Kim bilir?&lt;br /&gt;Not: Alıntıdır. Kaynak: &lt;a href="http://www.isteksiz.com/sinema/donnie-darko/"&gt;http://www.isteksiz.com/sinema/donnie-darko/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-4685885736814732071?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/4685885736814732071/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/donnie-darko.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/4685885736814732071'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/4685885736814732071'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/donnie-darko.html' title='Donnie Darko [Richard Kelly - 2001]'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S8I8NR8_0DI/AAAAAAAAArg/QGdG8BFhOpg/s72-c/1zdnbqq.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-8471558255859762818</id><published>2010-04-09T09:28:00.000-07:00</published><updated>2010-04-09T09:28:33.973-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Program'/><title type='text'>Simple Port Forwarding</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S79VCJ6p_hI/AAAAAAAAArY/GPG0QalvSk4/s1600/2009-12-03-2.png" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S79VCJ6p_hI/AAAAAAAAArY/GPG0QalvSk4/s320/2009-12-03-2.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Programların hangi port numarasını  kullandığını yada &lt;b&gt;ADSL modem&lt;/b&gt; nasıl port açaçağınızı  resimli anlatım arama ihtiyacı duymayacaksınız. &lt;b&gt;Simpe Port  Forwarding&lt;/b&gt; ile tüm bunları bir kaç dakika içinde istediğin port  numarasını açabilirsiniz..&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Simple Port Forwarding&lt;/b&gt;  basit ara yüzü ve &lt;b&gt;Türkçe dil desteği&lt;/b&gt; sayesinde  kullanımı oldukça basit &lt;b&gt;Router &lt;/b&gt;bölümünde kullandığınız  ADSL modem modelini seçiyorsunuz eğer ileri düzel bilgiye sahipseniz  direk port numalarını açabilirsiniz eğer bir bilginiz yoksa SPF sizi  program sihirbazı yardımı ile port açmanızda yardımcı oluyor..&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ayrıca Simple Port Forwarding  taşınabilir belleğinize kaydederek farklı bilgisayarlarda  kullanabilirsiniz…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Simple Port Forwarding’&lt;/b&gt; le ilgili &lt;a href="http://www.iyiblogcu.com/genel-bilgi/port-acma-nedir-simple-port-forwarding-ile-port-acma/" target="_blank" title="Simple Port Forwarding 2.6.1 indir.."&gt;resimli&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://www.iyiblogcu.com/portable/simple-port-forwarding-2-5-3/" target="_blank" title="Simple Port Forwarding 2.6.1 indir.."&gt;video&lt;/a&gt; anlatımları bulabilirsiniz. Onları inceleyerek daha  fazla bilgi sahibi olabilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;inDir : &lt;a href="http://www.pcwintech.com/files/setups/simple_port_forwarding_v2.7.10.zip" target="_blank" title="Simple Port Forwarding V2.7.10 indir"&gt;Simple Port Forwarding 2.7.10&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;inDir&amp;nbsp;: &lt;a href="http://www.pcwintech.com/files/setups/simple_port_forwarding_v2.7.9.zip" target="_blank" title="Simple Port Forwarding 2.7.9 indir"&gt;Simple Port Forwarding 2.7.9&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;inDir&amp;nbsp;: &lt;a href="http://www.pcwintech.com/files/setups/simple_port_forwarding_v2.7.8.zip" target="_blank" title="Simple Port Forwarding 2.7.8 indir"&gt;Simple Port Forwarding 2.7.8&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Not: Alıntıdır. Kaynak:&amp;nbsp; &lt;a href="http://www.iyiblogcu.com/portable/simple-port-forwarding/"&gt;http://www.iyiblogcu.com/portable/simple-port-forwarding/&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-8471558255859762818?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/8471558255859762818/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/simple-port-forwarding.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/8471558255859762818'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/8471558255859762818'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/simple-port-forwarding.html' title='Simple Port Forwarding'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S79VCJ6p_hI/AAAAAAAAArY/GPG0QalvSk4/s72-c/2009-12-03-2.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-8177078259569783786</id><published>2010-04-07T08:50:00.000-07:00</published><updated>2010-04-07T11:04:50.489-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bookmarks'/><title type='text'>MultiUpload</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S7ypWiz-9rI/AAAAAAAAArE/2y1wL9YOJ-s/s1600/h_logo.gif" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="65" src="http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S7ypWiz-9rI/AAAAAAAAArE/2y1wL9YOJ-s/s320/h_logo.gif" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı anda birden çok siteye upload imkanı sağlayan güzel bir site.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.multiupload.com/"&gt;www.multiupload.com &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-8177078259569783786?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/8177078259569783786/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/multiupload.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/8177078259569783786'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/8177078259569783786'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/multiupload.html' title='MultiUpload'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S7ypWiz-9rI/AAAAAAAAArE/2y1wL9YOJ-s/s72-c/h_logo.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-6744829473591375589</id><published>2010-04-05T03:59:00.000-07:00</published><updated>2010-04-07T08:51:46.613-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bookmarks'/><title type='text'>Icon Seeker</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S7nCIzqNu5I/AAAAAAAAAq0/0QoIwt-eoaU/s1600/iconseeker.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S7nCIzqNu5I/AAAAAAAAAq0/0QoIwt-eoaU/s320/iconseeker.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;a href="http://www.iconseeker.com/"&gt;www.iconseeker.com&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;Binlerce simge arasından aradığınızı bulabilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-6744829473591375589?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/6744829473591375589/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/bookmarks-3.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/6744829473591375589'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/6744829473591375589'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/04/bookmarks-3.html' title='Icon Seeker'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S7nCIzqNu5I/AAAAAAAAAq0/0QoIwt-eoaU/s72-c/iconseeker.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-4077071581109867908</id><published>2010-03-31T03:44:00.000-07:00</published><updated>2010-04-01T05:21:53.057-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Film'/><title type='text'>Spirited Away [Hayao Miyazaki - 2001]</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S7MlnnVOJiI/AAAAAAAAAqY/GMF3bQnW8fc/s1600/spirited_away.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S7MlnnVOJiI/AAAAAAAAAqY/GMF3bQnW8fc/s320/spirited_away.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;Bu harika film, yetişkinlerin dünyası ve çalışma hayatına adım atma  kavramlarının ötesinde, aynı zamanda sert bir kapitalizm eleştirisi  olarak da izlenebilir. sen to chihiro no kamikakuchi'deki tüketim  toplumunun acımasızlığı, tıpkı animal farm'daki totaliter düzenin  katılığı gibi üstü kapalı benzetmelerle yerilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;Bence yaratıcı bir özgünlükle, sıkıcı olmaya eğilimli bir öğreticiliği  birleştirirken bu kadar eğlenceli olabilen bu film bir hiciv klasiği  olmuştur bile. mesela, içindeki hemen her öğeyi, kapitalizm eleştirisi  ile ilintili bir benzetme olarak okuyabiliriz.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;filmin  başında, çihiro adlı küçük bir kızı ailesiyle bir kır gezisi sırasında  keşfettikleri terkedilmiş lunaparka girerken görürüz. kız korkmakta,  anne ve babası ise yiyecek birşeylerin kokusu ile bir dükkana  yönelmektedirler. burada verilmek istenen mesaj bence şudur: servetin  kendisinden öte, onun varlığına dair en ufak işaret bile, doğal durumda  bulunan, ancak deneyimleri itibariyle kapitalist sisteme yatkın her  bireyi kendisine çeker. sadece toyluk bunun önünde çekingenliğe neden  olan bir engeldir.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;kokunun geldiği dükkanda buldukları  binbir çeşit yiyeceği yerken domuza dönüşen anne ve babasını terkerek  kaçan çihiro, yolda haku adlı bir gençle karşılaşır. kendisi gibi insan  görünümünde olan bu gencin yardımı sayesinde, hava kararırken bir yere  saklanmayı başarır. artık kendi dünyasına dönmek için çok geçtir. eşiği  bir kez geçmiştir. kendisini kurtarmanın ötesinde, ailesini de kurtarmak  için bu yeni dünyadaki çıkar çatışmaları ve fırsatlardan yararlanmak  zorunda olduğunu öğrenecektir.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;ergenliğe adım attıktan  sonra, iş dünyasının dışında kalmak için çok az umudun olduğunu  vurgulayan bu sekans, bir gemi dolusu tuhaf yaratığın, lunaparkın  ortasındaki ana bina olan otele dolmaya başlamasıyla gerilim kazanır.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;çihiro,  kendi varoluşundan çok daha önce kurulmuş bir düzene girmek zorunda  kalmış, bir köşede beklemektedir. "iyi" bir karakter olduğunu sezdiğimiz  haku, ona "çalışmak zorundasın" dediğinde, tamamen yok olmamak, yani bu  otel-hamamın işletmecisi kötü büyücü yubaba'nın, "işe yaramazsan seni  taşa çeviririm" tehdidine hedef olmamak, "sadece kendi varlığını  kurtarmak" için bu yeni dünyaya girer. modern dünyada çalışmak, iş  sahibi olmak da, egemen sınıfın dışında kalan her birey için, sadece  "kendi varlığını kurtarmak" anlamına gelmekte, hiçbir katma değer, bu  dünyadan kaçış veya aileni domuzluktan kurtarma umudu içermemektedir.  haku'nun verdiği ve bu dünyaya ait olan yiyeceklerden yemese, çihiro  tamamen yok olacaktır. yani çevreyle işbirliği, bireysel varoluş için  önkoşul haline gelmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;yubaba'nın hamamında, herşey  planlı bir iş bölümü içinde, adeta fordist üretim tarzıyla  yapılmaktadır. türlü türlü yaratıklardan oluşan işçilerden hemen  hiçbiri, buradan çıkmak, yeni bir hayat veya kendi işlerini kurmak gibi  bir düşünceye sahip değildir. bu hamamda, her gece gelen 8 bin tanrıya  hizmet vermek için çalışır. hele yağmur yağıp da, etraflarında  gözalabildiğine uzanan bütün manzarayı sular kapladığında, iyice adaya  benzeyen bu binayı terketmeyi düşünmezler. tıpkı 1984'teki gibi,  düşünceden çok hareketleri vurgulanır ve bu hareketler de, üç güdünün,  yani iktidardan korku, yandaşlara karşı kıskançlık ve görev  sorumluluğunun çerçevesinde gelişir. çihiro, bu ortama ilk girdiğinde,  insan kokusundan nefret eden bu işçiler bundan pek hoşlanmaz. ancak haku  onları rahatlatır: "merak etmeyin, sizin yediklerinizden yemeye  başlayınca insan kokusu geçer." burada, tüketim toplumunun bir parçası  olabilmek, modern kapitalizmin içinde bile doğal bir insan olmak için  gerekli yabancılığı gidermek adına, onun ürünlerinden faydalanmak  gerektiğine bir gönderme vardır.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;yubaba'nın, bu küçük kızı  sistemine entegre etmek için izlediği yol da ilginçtir. beyaz yakalı  üst düzey yöneticiyi oynayan, yani belki büyük bir şirketin ceo'su  olarak görebileceğimiz, ama asla o şirketin sahibi olmayan bu cadı,  küçük kızı başta kabul etmez, ancak ısrarını görünce itiraf eder:  "kahretsin! dua et ki herkesi işe alacağıma dair kendi kendime söz  vermiştim." yani modern dünyanın iş yaşamında işgücü, liyakat ve  kabileyetten çok, ısrarcılık yoluyla kendini yeniler.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;ama  bu işe alınma işlemi sonrası, yubaba sistemin devamı için uyguladığı  yöntemi devreye sokar ve çihiro'ya ismini değiştirmesi gerektiğini  söyler. küçük kıza "sen" adını veren yaşlı cadının amacı, çihiro'nun  geçmiş yaşamı ve kültürel aidiyetiyle bağlantısını koparmaktır. yani  binbir tür varlığın bulunduğu, adeta sirk gibi duran, bu kadar çeşitli,  bu kadar heterojen, bu kadar bol canlı cinsini barındıran hamamda,  işçilerin herbirinin kimliği yubaba tarafından belirlenmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;tıpkı  modern dünyada, küreselleşme ile yüceltilerek zenginleştirildiği  söylenen etnik kimliklerin, aslında varolan, hakedilen, yaşatılan  değerlerden çok, hegemon kültür tarafından ve onun çıkarları  doğrultusunda atfedilen, bahşedilen veya dayatılan sanal görüntüler  olması gibi.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;kapitalizmin yarattığı bu yanılsama, öz  benlikleri üst kademeler tarafından atanan, ancak dış görünümleri  çeşitlilik arzeden, adeta tadı, kokusu, görüntüsü aynı, ama ambalajları  farklı mısır cipsleri haline getirildiğimizin resmidir aslında. çihiro,  adını unutursa, bu dünyadan kurtuluşu olmadığını bilir ve filmin  etkileyici sonunda, kişisel kimliğin farkında olmanın dayanışmayla da  mümkün olabileceğini vurgular.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;yubaba'nın çocuğu da ilginç  bir görüntü sergiler. normal bir bebek görünümünde, onun tavırlarına  sahip, ancak boyut olarak ondan kat be kat büyük, devasa bir bebek olan  boh, aslında kapitalizmin patronlarının yarattığı ürünlerin ve kendi  uzantılarının, görsel açıdan ne kadar sağlıklı görünürse görünsünler,  bir şekilde şişirilmiş, suni, "hormonlu" oldukları mesajını verir. işin  ilginci, film ilerledikçe, bir fareye dönüşen boh'u, annesi bu haliyle  görünce tanıyamaz ve "zavallıya bak, ne kadar iğrenç" diyerek onu  öldürmekten son anda vazgeçer. yani modern dünyada egemen bireyin değer  verdiği şey asla öz veya içerik değil, görüntü ve ambalajdır. görüntü ve  ambalajı güzel olmayan bir şeyin, esas itibariyle güzel olabileceğine  ihtimal verilmez.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;ancak bu dünyanın asıl patronu, yubaba  değildir aslında. o, hamamın patronudur. yani şirketin ceo'su. oysa  bütün hizmet, şirketin ve dünyanın sahipleri, yani üzerlerindeki bütün  kiri hamamda yıkamaya gelen 8 bin tanrı içindir. modern dünyada küresel  gelirden en büyük pay alan, kaymağın kaymağı 8 bin kişiyi temsil eden bu  tanrılar, meşruiyetlerini de, sahip oldukları bu dünyada kendileri için  çalışan milyonlarca işçinin hizmetinden alırlar. kirlerini temizlemek  ve bu kirleri görmezden gelmek karşılığında yemek, para ve altın. çift  taraflı bir memnuniyet hali.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;ancak çihiro için, 8 bin  tanrı ve yubaba'nın sistemine entegre olmasını sağlayan ilk hamle,  haku'nun iyi niyetli yardımıyla, ikincisi ise, lin adlı bir genç kızın,  abla hüviyetinde ona yol göstermesiyle gelir. haku, sistemden kaçmak  için ilk yapılması gerekenin ona adapte olarak inceliklerini,  kısayollarını ve "sihirlerini" öğrenmek olduğunu küçük kıza gösterir.  lin ise, haku'nun teoride verdiği bu dersi, çihiro için bir staj haline  getirir. fakat kişisel ilişkilerinin dışında, otelin içindeyken ast-üst  ilişkilerinin korunması gerektiğini, bütün iyi yürekliliğine rağmen  göstermekten kaçınmaz haku.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;öte yandan, kazan dairesini  işleten, 8 kollu, korkunç görünümlü yaşlı adam kamaji, modern dünyada  her bir birimin başında bulunan, lider konumundaki herkesin mutlaka kötü  olmayacağını gösterir. iyi niyet, görev ve görünüşten bağışıktır. zaten  film boyunca, gerçek dünyada ya da bu ruhlar dünyasında kimsenin  tamamen iyi veya tamamen kötü olmadığı da vurgulanır. kapitalist  dünyanın en büyük özelliği, çaba göstererek kendini kanıtlayana  hakettiği ödülü verme eğiliminde olması, en azından bu sözü vermesidir.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;hamama  devasa bir çamur kitlesi olarak gelen nehir tanrısı okuterasama iki  yönden ilgi çekicidir. çihiro -veya artık &lt;span style="font-style: italic;"&gt;sen&lt;/span&gt;- bu tanrının banyosu sırasında ona yardım ederek,  içinde sanayi atıkları ve çöpten oluşan pisliği döküp rahatlamasını ve  ejderha ruhunun hafifliğine kavuşmasını sağlar. bunun ödülü, bizzat  tanrıdan aldığı sihirli bir kek ve ceo yubaba'dan aldığı "büyük bir iş  başardın" övgüsüdür.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;Diğer ekolojik mesaj ise,  kapitalizmin kendi pisliği ile kendisini hantallaştırdığı, sadece  dünyayı kirletmekle kalmayıp, kendi varlık ve devamını da tehlikeye  soktuğudur. daha da ilginci, "dünya üzerindeki her kaynak, doğal olsun,  insani olsun, kapitalizmin çıkarları doğrultusunda kullanılabilir; ancak  sırf kapitalizmi çökertmek adına, bu kaynakların daha da hızlı  tükenmesine göz yummamalı, aksine ne amaçla kullanılacağını umursamadan  bu kaynakları geri kazanmak için gerekli çabayı sarfetmeliyiz"  mesajıdır.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;ama bu dünyanın içinde bir tür köle haline  gelmiş insanlar için bu bilinçlilik imkansız görünmektedir. kamaji'nin  emir erleri olarak çalışan, yürüyen küçük kurum (is) parçaları, sadece  kol kuvvetine dayanan işleri yapan modern toplum işçilerini, örneğin  madencileri simgeleyen bir metafor olarak yorumlanabilir. kazan  dairesine yakıt taşıyan ve bu işlem sırasında karşılaştıkları en ufak  sorunu (örneğin çihiro'nun ayakkabısına takılmayı) kendi zihinsel  yöntemleriyle aşamayan bu varlıklar, özünde saf ve iyi bir yapıdadır.  ancak bu onların sistemi anlamalarına yetmez. söyleneni yaparlar.  karşılığında aldıkları küçük şekerlerin yıldız şeklinde olması, modern  toplumda televizyon starları ve şarkıcılarla mutlu olan, tatmin olan,  doyurulan sıradan vatandaşın durumuna bir göndermedir.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;filmdeki  bir diğer esrarengiz öge olan kaonashi, yani "yüzsüz" ise bence  kapitalizmin bir yan ürününü temsil ediyor. küçük kızın saflığından  yararlanarak hamama girmeyi başaran yüzsüz, etrafındakilere para  vaadettikten sonra onları yiyor ve yedikçe onların kılığına bürünerek  büyüyor. sonunda devasa bir boyuta ulaştıktan sonra, hamamdan onu  çıkaran da çihiro oluyor. çünkü yüzsüz'ün tek dileği, takıntı haline  getirdiği küçük kızın ne istediğini öğrenmek. çuval dolusu altını bile  istemeyen bu küçük kızın iradesi sayesinde bu tuhaf ruh da içindekileri&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;kusarak  hafifliyor ve ona katılıyor. pek net olmasa da, burada kapitalist  sistemde bir asalak olarak yaşayan, onun yayılma hırsı sayesinde büyüyen  sinik ama uyanık bireylerin bir yansımasını görebiliriz. yüzsüz'ü, moda  deyimiyle bir "hortumcu", vurguncu veya düzenbaz olarak da  yorumlayabiliriz. hamama, yani sisteme dahil edilmeyen bu yaratık, tıpkı  tanrılar gibi başkalarının pislikleri ile büyüme ve zenginleşme  yeteneklerine sahip olmasına rağmen, bir nedenle dışlananları, mesela  taşralı, sonradan olma zenginleri de temsil ediyor olabilir. ve film,  onların bir kurtuluş ihtimali olduğunu, çünkü saf olana besledikleri  doğal merak yüzünden, "devrimci" liderleri izleyebilecekleri sinyalini  veriyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;bu kapitalist sistemde kurtarıcı, tek bir  karakterden çok, dışarıdan geldiği için saf kalan ve henüz öğrenmeye  muhtaç olan çihiro ile, ona yol gösteren, sistemi bilen, ancak bir  şekilde o sisteme esir olan haku'nun işbirliği, yani duygusal boyutta  aşkları gibi görünüyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;bir ejderha kılığına girerek  patronu yubaba'ya koruyuculuk görevi üstlenen haku, kapitalist sistemin  aslında son derece kırılgan olmasını, çünkü üst sınıfları orada tutan,  orada koruyanın aslında hem beyin, hem kol olan orta sınıflar olmasını  vurguluyor. işin ilginci, filmin en etkileyici sahnelerinden birinde,  ejderha halindeki haku'nun gökyüzünde kuşa benzeyen beyaz yaratıklarla  mücadele ettiğini görüyoruz. sekansın en vurucu kısmında otel binasının  üst katlarındaki çihiro'nun yanına sığınan yaralı haku'nun ardından, bu  yaratıkların yüzlercesi geliyor ve bu yaratıkların aslında kağıttan  kuşlar olduğunu anlıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;yani modern toplumun belkemiği  olan, platon'un devlet'indeki koruyucu sınıf durumunda bulunan  kapitalist orta sınıf, üst sınıflar tarafından uydurularak tehlikeli  olduğu yanılsaması yaratılan sahte hedeflerle aslında boşu boşuna  mücadele etmektedir. üst sınıflar, orta sınıflar için bir tehdit  "yaratarak" onlara meşgale üretmemiş olsa, ilk hedefin kendileri  olacağını bilirler. peki bu kuşlar kağıttansa, haku neden yaralanmıştır?&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;bunun  cevabını da, yubaba'nın üst katlardaki odasına haku'yu bulmak için  giden çihiro'nun sırtına yapışan o zararsız kağıttan kuşlardan biri  sayesinde öğreniyoruz. bu kuş, yubaba'nın odasına geldiğinde bir anda  şekil değiştirerek, tıpkı yubaba'ya benzeyen, onun ikiz kardeşi zeniiba  haline gelecektir. kardeşinin aksine iyi bir cadı olan zeniiba'nın  verdiği yin-yang mesajı açıktır. ancak asıl mesele, yubabu'nun haku'nun  içine yerleştirdiği zehirdir ve zeniiba'nın daha sonra verdiği sırra  göre, kendisinden çalınan bir mühürle yerleştirilen bu büyülü zehrin tek  ilacı sevgidir, aşktır.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;burada verilmek istenen mesajın,  üst sınıfların, orta sınıflar üzerinde egemenlik kurmak için onları  bağımlı tutacak yöntemler geliştirdiği, ancak bu yöntemlerin, orta  sınıfların tüm iyiniyetlerine rağmen kurtulamadıkları açgözlülüğü  yüzünden etkin hale geldiğidir. modern dünyadaki bu sistemin  yıkılmasının tek anahtarı ise, kitlelerin birbirleriyle dayanışması  kadar, bireylerin tek tek duydukları sevgi ile de mümkündür. fazla  insancıl ve safça bir mesaj olsa da, ancak bu yolla kendi kimliklerine  ulaşacak kitlelerin, dizginlerinden boşanabileceği vurgulanır. zaten  anne-babasını kurtarmaya yarayabilecek tek şey olan sihirli keki,  haku'nun iyileşmesi için harcayan çihiro, bu sevgiyi göstermiştir.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;ama  kapitalist sistem kendi çarklarıyla işlemeye başladıktan sonra, onu  topyekun değiştirme imkanının kalmadığı, hiç de umutsuz olmayan bir  yaklaşımla filmin sonunda vurgulanır. buradaki vaat, sistemin yıkılması  olamaz, çünkü bu mümkün değildir. ancak ve ancak, bu dünyanın  içindeyken, yukarıdaki yollardan giderek bir hafifleme, rahatlama olası  görünür. japon efsanelerinin pek benimsediği bir olgu olan şekil  değiştirme ve farklı bir vücutla, yine aynı dünyada, ama daha mutlu olma  imkanı her zaman vardır. bu dünyanın gedikleri keşfedildiğinde,  kitlesel olarak değil, ama bireysel olarak dışarıya kaçmak da mümkün  olabilir. bu ruhsal kaçış, zor ama olasıdır. ama o halde bile, bu  korkunç dünyanın varlığı sonlanmaz ki; ancak biz artık herşeyi  dışarıdan, uzaktan, yukarıdan görme özgürlüğüne sahip olduğumuz, bir  köle olmadığımız için bireysel mutluluğa ulaşabiliriz.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;"mutlu  olmak, kendi varlığının farkına varmak ve onu gerçekleştirmek için çaba  sarfetmenin yanısıra, dünyayı küçümsemeden görmek, kabullenmek ve  anlamak demektir" mesajı da filmden çıkabilir. asıl kilit nokta, bütün  bu aşamaların, yanınızda doğru insan varken, karşılıklı yardım ve  anlayışla beraberce aşılması halinde anlam kazandığıdır. bu da aslında  bir tür büyüyle, altı milyarlık dünyamızda neden geri kalan 5 milyar 999  milyon 999 bin 999 kişinin değil de, onun "doğru insan" olduğu  mucizesiyle ilgilidir.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;yani aslında bu filmin, büyümek,  çalışmak ve aşık olmak konuları çerçevesinde, "alice harikalar  diyarında" filminin bir türevinden çok, imdb'de de belirtildiği gibi,  "fight club"ın animasyon formatında, tamamen üstü kapalı, masum görünen,  neşeli bir versiyonu olduğu söylenebilir.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;ayrıca daha  başta dediğim gibi, bu anlattıklarım filmin sadece kapitalizm eleştirisi  çerçevesinde yorumudur. bu benzetmeler daha da detaylandırılabilir.  mesela yubaba'nın sadık yardımcıları olan sakallı üç yeşil kafayı hiç  zikretmedim.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;film o kadar derin ki, aynı simgeler  kullanılarak bambaşka benzetmeler yapıldığı da görülebilir. çocukluktan  ergenliğe geçişten, bilinçaltı simgelerinin kullanımına, japon  geleneklerinden, aşkın tanımlanışına kadar pek çok farklı yere  çekilebilir, bir kez de bu açılardan yorumlanabilir bir film bu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;bu  kadar laf ettikten, içiçe benzetmeler olduğunu vurguladıktan sonra bunu  söylemem biraz tuhaf olabilir, ama filmin yaratıcısı miyazaki'ye  sorduklarında, "bir hiciv örneği gibi duruyor. ama hiç de öyle değil.  sadece 10 yaşındaki çocukların sevebileceği birşeyler yapmak istedim"  demiştir. ben de miyazaki ustaya, haddim olmayarak "hadi canım sen de!"  demek istiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;Not: Alıntıdır. &lt;a href="http://disaci.blogspot.com/2010/01/analiz-ruhlarn-kacs.html"&gt;http://disaci.blogspot.com/2010/01/analiz-ruhlarn-kacs.html&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-4077071581109867908?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/4077071581109867908/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/izlediklerim-spirited-away-hayao.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/4077071581109867908'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/4077071581109867908'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/izlediklerim-spirited-away-hayao.html' title='Spirited Away [Hayao Miyazaki - 2001]'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S7MlnnVOJiI/AAAAAAAAAqY/GMF3bQnW8fc/s72-c/spirited_away.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-750266231846030211</id><published>2010-03-30T05:09:00.000-07:00</published><updated>2010-03-31T03:57:38.445-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Walls'/><title type='text'>The Walls #4</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S7HqdiDCKJI/AAAAAAAAAqE/qaxLDrPxaCg/s1600/paper_la_wall_by_EleanorMorgan.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S7HqdiDCKJI/AAAAAAAAAqE/qaxLDrPxaCg/s320/paper_la_wall_by_EleanorMorgan.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-750266231846030211?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/750266231846030211/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/walls-4.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/750266231846030211'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/750266231846030211'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/walls-4.html' title='The Walls #4'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S7HqdiDCKJI/AAAAAAAAAqE/qaxLDrPxaCg/s72-c/paper_la_wall_by_EleanorMorgan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-5636850015893207703</id><published>2010-03-30T04:55:00.001-07:00</published><updated>2010-03-30T04:57:04.677-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Music'/><title type='text'>Gorillaz - Stylo [HD]</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="295"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true" /&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always" /&gt;&lt;param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=9851483&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" /&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=9851483&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="295"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-5636850015893207703?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/5636850015893207703/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/gorillaz-stylo-hd.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/5636850015893207703'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/5636850015893207703'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/gorillaz-stylo-hd.html' title='Gorillaz - Stylo [HD]'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-5904830489777328469</id><published>2010-03-29T11:18:00.000-07:00</published><updated>2010-03-29T11:26:43.481-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Music'/><title type='text'>Massive Attack - Splitting The Atom [Official Video]</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="295"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/otY1sfvELXQ&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;rel=0&amp;color1=0x3a3a3a&amp;color2=0x999999"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/otY1sfvELXQ&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;rel=0&amp;color1=0x3a3a3a&amp;color2=0x999999" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="400" height="295"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-5904830489777328469?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/5904830489777328469/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/massive-attack-splitting-atom-official.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/5904830489777328469'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/5904830489777328469'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/massive-attack-splitting-atom-official.html' title='Massive Attack - Splitting The Atom [Official Video]'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-4093164369806082885</id><published>2010-03-29T11:15:00.001-07:00</published><updated>2010-04-07T08:53:44.591-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bookmarks'/><title type='text'>Wall Base</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S7yqZtIUvxI/AAAAAAAAArM/W1Fv0vBNP1I/s1600/logo.png" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S7yqZtIUvxI/AAAAAAAAArM/W1Fv0vBNP1I/s320/logo.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://wallbase.net/"&gt;http://wallbase.net/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-4093164369806082885?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/4093164369806082885/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/bookmarks-2.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/4093164369806082885'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/4093164369806082885'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/bookmarks-2.html' title='Wall Base'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S7yqZtIUvxI/AAAAAAAAArM/W1Fv0vBNP1I/s72-c/logo.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-5472958013243467633</id><published>2010-03-29T10:36:00.000-07:00</published><updated>2010-03-29T11:05:05.995-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Walls'/><title type='text'>The Walls #3</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S7Dk9vKnjSI/AAAAAAAAAos/FhhL0vUxKMI/s1600/59ba16019ef3d2a1d1978e32e94ea6d6.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S7Dk9vKnjSI/AAAAAAAAAos/FhhL0vUxKMI/s320/59ba16019ef3d2a1d1978e32e94ea6d6.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-5472958013243467633?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/5472958013243467633/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/walls-3.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/5472958013243467633'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/5472958013243467633'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/walls-3.html' title='The Walls #3'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S7Dk9vKnjSI/AAAAAAAAAos/FhhL0vUxKMI/s72-c/59ba16019ef3d2a1d1978e32e94ea6d6.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-3917752874022165742</id><published>2010-03-29T04:19:00.000-07:00</published><updated>2010-03-29T11:05:06.017-07:00</updated><title type='text'>Marka ve Modelini bilmediğimiz Sürücüleri Bulma</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S7CNXJOEdKI/AAAAAAAAAok/q-1za4I5HU8/s1600/marka_bulma.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 91px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S7CNXJOEdKI/AAAAAAAAAok/q-1za4I5HU8/s400/marka_bulma.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5454014577497109666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-3917752874022165742?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/3917752874022165742/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/marka-ve-modelini-bilmedigimiz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/3917752874022165742'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/3917752874022165742'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/marka-ve-modelini-bilmedigimiz.html' title='Marka ve Modelini bilmediğimiz Sürücüleri Bulma'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S7CNXJOEdKI/AAAAAAAAAok/q-1za4I5HU8/s72-c/marka_bulma.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-1419186306856173727</id><published>2010-03-26T05:39:00.000-07:00</published><updated>2010-03-29T11:05:06.031-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Program'/><title type='text'>10 Parmak</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6yrpcezbGI/AAAAAAAAAoU/jDt9tZ_t6ZI/s1600/33cu6ur.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 320px; height: 241px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6yrpcezbGI/AAAAAAAAAoU/jDt9tZ_t6ZI/s320/33cu6ur.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5452921977347206242" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 parmak yazı yazma eğitimi ile kişisel  becerilerinize bir yenisini daha ekleyin. Bırakın 10 Parmak programı  size on parmağınızı kullanarak etkin ve hızlı bir şekilde yazı yazmayı  öğretsin. Siz öğrenirken yaptıklarınızı incelesin ve klavye üzerindeki  hâkimiyetinizi arttırmak için size her seferinde becerilerinizi artıran  egzersizler sunsun. Parmaklarınızı aynı ekranda olduğu gibi klavyenize  yerleştirin. Sağ elinizin parmaklarını j,k,l ve ş tuşlarına; sol  elinizin parmaklarını a,s,d ve f tuşlarına yerleştirin. Şimdi ekranın  üst köşesinde gördüğünüz metni yazmayı deneyin. Ekrandaki kırmızı  işaretli parmak size yol gösterecektir. Klavyenize bakmadan sırasıyla  kırmızı işaretli parmağın bastığı tuşlara basmayı deneyin. Size ayrılan  zaman içerisinde metni doğru olarak girebilirseniz bir üst seviyedeki  metni görebilirsiniz. Başarısız olduğunuzda metni tekrarlamanız  yararınıza olacaktır. Tekrarlamadan bir sonraki metine geçmek veya bir önceki metni görmek  isterseniz ekranın sağ alt köşesindeki yeşil okları kullanabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://rapidshare.com/files/360551841/10.Parmak.rar"&gt;Download&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;Rar Şifre: 1001Design@HH&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-1419186306856173727?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/1419186306856173727/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/10-parmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/1419186306856173727'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/1419186306856173727'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/10-parmak.html' title='10 Parmak'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6yrpcezbGI/AAAAAAAAAoU/jDt9tZ_t6ZI/s72-c/33cu6ur.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-7746250438749564005</id><published>2010-03-25T11:38:00.000-07:00</published><updated>2010-05-01T07:26:11.761-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Film'/><title type='text'>Sevdiğim Filmler (Top 10)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6uvlnnjwMI/AAAAAAAAAoM/yVa_l8eOezM/s1600/2001_space_odyssey_fg2b.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5452644834687041730" src="http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6uvlnnjwMI/AAAAAAAAAoM/yVa_l8eOezM/s320/2001_space_odyssey_fg2b.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 256px; margin: 0pt 10px 10px 0pt; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. A Space Odyssey [Stanley Kubrick]&lt;br /&gt;2. Back To The Future Trilogy [Robert Zemeckis]&lt;br /&gt;3. Shawshank Redemption [Frank Darabont]&lt;br /&gt;4. Beetle Juice [Tim Burton]&lt;br /&gt;5. Lord of The Rings Trilogy [Peter Jackson]&lt;br /&gt;6. Eternal Sunshine of The Spotless Mind [Michel Gondry] &lt;br /&gt;7. Spirited Away [Hayao Miyazaki&lt;br /&gt;8. Pulp Fiction [Quentin Tarantino]&lt;br /&gt;9. Se7en [David Fincher]&lt;br /&gt;10. American Beauty [Sam Mendes]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-7746250438749564005?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/7746250438749564005/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/sevdigim-filmler-top-10.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/7746250438749564005'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/7746250438749564005'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/sevdigim-filmler-top-10.html' title='Sevdiğim Filmler (Top 10)'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6uvlnnjwMI/AAAAAAAAAoM/yVa_l8eOezM/s72-c/2001_space_odyssey_fg2b.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-9136122478435615690</id><published>2010-03-25T11:21:00.000-07:00</published><updated>2010-03-29T11:05:06.087-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Firefox'/><title type='text'>Firefox RAM Problemi ve Çözümü</title><content type='html'>Kullandığınız  Mozilla Firefox tarayıcınız çok fazla ram harcıyor öyle  değil mi?&lt;br /&gt;Evet haklısınız. size bu gün  tanıştığım bir firefox  eklentisi (addons) u tanıtacağım. eklentimizin  adı; memory  fox. bu eklenti ile firefox un ram kullanımını  gözle  görülür derecede düşüreceksiniz.&lt;br /&gt;Bir  eklenti nasıl olur da bu  kadar performans sağlar? gibi bir soru  kafanıza takılabilir.Bu gayet  normal.Ancak bende kurduğumda şaşırtıcı  bir derecede performans  sağladım.   180+  mb dolaylarında gezen ve 2-3 sekme ile çalışan firefox um  artık 45mb  ram harcıyor.&lt;br /&gt;Program  Mozilla nın resmi eklenti  adresinden kurulabilir.Ancak belirtmekte  fayda var; bu inanılmaz  eklentinin kararlılığı konusunda henüz kesin  bir bilgi yok.Yani  kararlılık konusunda henüz bir garanti yok.   Ancak  benim ilk deneyimlerim  gerçekten mükemmel bir eklenti olduğu  yönündedir.&lt;br /&gt;1.  öncelikle şu adresi ziyaret edin; &lt;br /&gt;&lt;a href="https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/addon/538802"&gt;https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/addon/538802&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;2. let  me install this experimental add-on kutucuğunu işaretleyin.   (henüz test/deney aşamasında olan bir eklentiyi kurduğunuzun farkında   olduğunu belirtiyorsunuz.) &lt;br /&gt;3.  add firefox butonuna tıkalayın ve  açılan sayfadan anlaşmayı kabul etmek  ve kuruluma başlamak adına “accept  and install” yazılı buton a basın.  eklentiye izin verdikten sonra  kurulum gerçekleşecektir. &lt;br /&gt;4.  kurulum tamamlandığında firefox u  yeniden başlatmak adına size uyarı  verecek. bu işlemi yapın. ancak şu  anda okuduğunuz sayfa  kapanacağından, sık kullanılanlar listesine  ekleyebilirsiniz sitemizi  :)&lt;br /&gt;Eklentiyi kurdunuz  ve Firefox u  yeniden başlattınız. şimdi çok küçük bir işimiz daha var.&lt;br /&gt;Araçlar  &gt; memory fox &gt; active  memory fox yazılı yere bir tık atıyoruz.&lt;br /&gt;Artık  eklentimiz aktif. Düşük ram  kullanımı ile oldukça performanslı bir Firefox'a kavuştunuz.&lt;br /&gt;Not: Alıntıdır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-9136122478435615690?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/9136122478435615690/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/firefox-ram-problemi-ve-cozumu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/9136122478435615690'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/9136122478435615690'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/firefox-ram-problemi-ve-cozumu.html' title='Firefox RAM Problemi ve Çözümü'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-8790872947853947334</id><published>2010-03-25T11:15:00.000-07:00</published><updated>2010-03-29T11:05:06.111-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Windows 7'/><title type='text'>Windows 7'de Hızlı Başlat Çubuğunu Aktifleştirme</title><content type='html'>&lt;span id="contextual"&gt;&lt;p&gt;Windows 7 ile beraber yeni bir başlangıç çubuğu  kullanımımıza sunuldu. Bu kullanışlı başlat çubuğuyla beraber  geliştiriciler bir daha eski özelliklere ihtiyacımız olacağını  düşünmemişler ki, XP ve Vista'da alıştığımız birçok özellik de tarihe  karıştı. Bu özelliklerden bir tanesi de hızlı başlat çubuğu.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span id="more-19241"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Hızlı başlat çubuğunu geri getirmek veya herhangi bir araç çubuğu  oluşturmak oldukça kolay. Adımları takip ederek çok kısa bir sürede bunu  gerçekleştirebilirsiniz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;1.&lt;/strong&gt; Başlat çubuğunun üzerinde sağ tıklıyoruz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;2. &lt;/strong&gt;'Araç Çubukları' menüsünden 'Yeni Araç Çubuğu'  seçeneğine tıklıyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span id="contextual"&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;3.&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;  %SystemDrive%\Users\%username%\AppData\Roaming\Microsoft\Internet  Explorer\Quick Launch&lt;/em&gt; adresi, hızlı başlat çubuğunun Vista işletim  sisteminde saklandığı yerin aynısı. Bu adresi yeni araç çubuğu oluştura  tıkladıktan sonra karşımıza çıkan dosya seçme diyaloğuna yapıştırıyoruz.  İsterseniz farklı bir dizin de belirleyebilirsiniz; çünkü bu dizin  işletim sistemi tarafından başka adreslerin tutulması için de  kullanılıyor. Biz bu nedenle işletim sisteminin kurulu olduğu disk  altında bir klasör belirledik.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;strong&gt;4.&lt;/strong&gt; Hızlı Başlat Çubuğumuz oluştu. Başlat çubuğunun  kilidini açarak (Sağ Klik &gt; 'Başlat Çubuğunu Kilitle'), bu dosyası  istediğiniz yere taşıyabilirsiniz. Başlat çubuğu kilitli durumda  değilken, oluşturduğunuz hızlı başlat çubuğuna tıklayarak özelliklerini  değiştirebilirsiniz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-8790872947853947334?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/8790872947853947334/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/windows-7-hzl-baslat-cubugunu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/8790872947853947334'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/8790872947853947334'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/windows-7-hzl-baslat-cubugunu.html' title='Windows 7&amp;#39;de Hızlı Başlat Çubuğunu Aktifleştirme'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-1313045292182289500</id><published>2010-03-25T11:09:00.000-07:00</published><updated>2010-03-29T11:05:06.130-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Windows 7'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Windows'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Theme'/><title type='text'>Clearscreen Theme</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6unPfjwy_I/AAAAAAAAAn8/QhZHQ0ATYpE/s1600/Clearscreen_Sharp_for_Windows7_by_K_Johnson.png.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 120px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6unPfjwy_I/AAAAAAAAAn8/QhZHQ0ATYpE/s320/Clearscreen_Sharp_for_Windows7_by_K_Johnson.png.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5452635658473491442" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence en iyi Windows 7 temasıdır.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.deviantart.com/download/141360821/Clearscreen_Sharp_for_Windows7_by_K_Johnson.zip"&gt;Download&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-1313045292182289500?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/1313045292182289500/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/clearscreen-theme.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/1313045292182289500'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/1313045292182289500'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/clearscreen-theme.html' title='Clearscreen Theme'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6unPfjwy_I/AAAAAAAAAn8/QhZHQ0ATYpE/s72-c/Clearscreen_Sharp_for_Windows7_by_K_Johnson.png.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-5762160251973629685</id><published>2010-03-25T03:04:00.000-07:00</published><updated>2010-03-29T11:05:05.973-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Walls'/><title type='text'>The Walls #2</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6s2zQKjtTI/AAAAAAAAAn0/8G3MuKiFbTg/s1600/7677.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5452512028002596146" src="http://2.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6s2zQKjtTI/AAAAAAAAAn0/8G3MuKiFbTg/s320/7677.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 200px; margin: 0pt 10px 10px 0pt; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-5762160251973629685?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/5762160251973629685/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/walls-2.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/5762160251973629685'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/5762160251973629685'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/walls-2.html' title='The Walls #2'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6s2zQKjtTI/AAAAAAAAAn0/8G3MuKiFbTg/s72-c/7677.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-5711441232350436151</id><published>2010-03-25T03:00:00.000-07:00</published><updated>2010-03-29T11:05:06.171-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Windows'/><title type='text'>ZeuApp 1.3</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6s0gw64T2I/AAAAAAAAAnk/uvtWZl-DxKY/s1600/zeuapp1.3.png"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 320px; height: 183px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6s0gw64T2I/AAAAAAAAAnk/uvtWZl-DxKY/s320/zeuapp1.3.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5452509511354437474" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu program bir nevi online takım çantanız oluyor.Ayrı alanlarda ücretsiz  ve &lt;b&gt;Windows 7 &lt;/b&gt;uyumlu programları, arama motorlarında aramak, web  sitelerini ziyaret etmek, ya da&lt;b&gt; download&lt;/b&gt; linklerini bulmak zor  olabilir.Bu program ayrı ayrı katagorilerde en gerekli ve&lt;b&gt; ücretsiz&lt;/b&gt;  &lt;b&gt;82 &lt;/b&gt;programı tek tık ile indirmenizi, ya da web sitelerini  ziyaret etmenize yarıyor.&lt;br /&gt;Download için &lt;a href="http://blog.zeusoft.net/zeuapp"&gt;tıklayın.&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-5711441232350436151?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/5711441232350436151/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/zeuapp-13.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/5711441232350436151'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/5711441232350436151'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/zeuapp-13.html' title='ZeuApp 1.3'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6s0gw64T2I/AAAAAAAAAnk/uvtWZl-DxKY/s72-c/zeuapp1.3.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-1294414196507610769</id><published>2010-03-24T12:38:00.000-07:00</published><updated>2010-03-29T11:05:06.208-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Music'/><title type='text'>Massive Attack - Heligoland [2010]</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6pqTfwDoCI/AAAAAAAAAnU/JTyvH_DThDQ/s1600/MA_Heligoland_LoRes_DRK.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 320px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6pqTfwDoCI/AAAAAAAAAnU/JTyvH_DThDQ/s320/MA_Heligoland_LoRes_DRK.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5452287182058528802" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;TrackList:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"Pray for Rain" (vocals by Tunde Adebimpe)&lt;br /&gt;"Babel" (vocals by Martina Topley-Bird)&lt;br /&gt;"Splitting the Atom" (vocals by Grant Marshall, Horace Andy and Robert Del Naja)&lt;br /&gt;"Girl I Love You" (vocals by Horace Andy)&lt;br /&gt;"Psyche" (vocals by Martina Topley-Bird)&lt;br /&gt;"Flat of the Blade" (vocals by Guy Garvey)&lt;br /&gt;"Paradise Circus" (vocals by Hope Sandoval)&lt;br /&gt;"Rush Minute" (vocals by Robert Del Naja)&lt;br /&gt;"Saturday Come Slow" (vocals by Damon Albarn)&lt;br /&gt;"Atlas Air" (vocals by Robert Del Naja)&lt;br /&gt;"Paradise Circus (Gui Boratto Remix)&lt;br /&gt;"Fatalism (Ryuichi Sakamoto &amp;amp; Yukihiro Takahashi Remix)" (vocals by Guy Garvey)&lt;br /&gt;"Girl I Love You (She Is Danger Remix)&lt;br /&gt;"Paradise Circus (Breakage's Tight Rope Remix)&lt;br /&gt;"United Snakes" [previously a B-side of "False Flags"]&lt;br /&gt;"Pray For Rain (Tim Goldsworthy Remix)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://torrents.thepiratebay.org/5357656/Massive_Attack_-_Heligoland_rmxes_%28ITUNES_LP%29_2010_%5BPhinot%5D.5357656.TPB.torrent"&gt;Torrent Link&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-1294414196507610769?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/1294414196507610769/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/massive-attack-heligoland-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/1294414196507610769'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/1294414196507610769'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/massive-attack-heligoland-2010.html' title='Massive Attack - Heligoland [2010]'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6pqTfwDoCI/AAAAAAAAAnU/JTyvH_DThDQ/s72-c/MA_Heligoland_LoRes_DRK.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-1044595997902633331</id><published>2010-03-24T12:34:00.000-07:00</published><updated>2010-04-07T11:02:11.169-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bookmarks'/><title type='text'>Vimeo</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6ppXdnJi2I/AAAAAAAAAnM/k_S0KfNm-TI/s1600/vimeo-2006.04.18-13.46.49.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5452286150692146018" src="http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6ppXdnJi2I/AAAAAAAAAnM/k_S0KfNm-TI/s320/vimeo-2006.04.18-13.46.49.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 240px; margin: 0pt 10px 10px 0pt; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;http://vimeo.com/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-1044595997902633331?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/1044595997902633331/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/bookmarks-1.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/1044595997902633331'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/1044595997902633331'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/bookmarks-1.html' title='Vimeo'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6ppXdnJi2I/AAAAAAAAAnM/k_S0KfNm-TI/s72-c/vimeo-2006.04.18-13.46.49.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-675034291043957568</id><published>2010-03-24T12:29:00.000-07:00</published><updated>2010-03-29T11:05:06.237-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Walls'/><title type='text'>The Walls #1</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6poUqFG6wI/AAAAAAAAAnE/FMzZ8cOp27E/s1600/02032_enlightenment_1280x800.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 320px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6poUqFG6wI/AAAAAAAAAnE/FMzZ8cOp27E/s320/02032_enlightenment_1280x800.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5452285002987793154" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-675034291043957568?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/675034291043957568/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/walls-1.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/675034291043957568'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/675034291043957568'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2010/03/walls-1.html' title='The Walls #1'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6poUqFG6wI/AAAAAAAAAnE/FMzZ8cOp27E/s72-c/02032_enlightenment_1280x800.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-3184829450432396039</id><published>2009-11-11T11:03:00.000-08:00</published><updated>2010-03-29T11:05:06.225-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Windows'/><title type='text'>NTLDR Eksik Hatası ve Çözümü</title><content type='html'>Ntldr Eksik Hatası Nasıl Giderilir?&lt;br /&gt;(NTLDR is missing) Bu hatayı aldığınızda kontrol etmeniz gerekenler şunlardır &lt;br /&gt;1- Bilgisayar nereden boot etmeye çalışıyor (İşletim sistemi olmayan bir harddiskten boot etmeye çalışırsada bu hatayı alırsınız.) &lt;br /&gt;2-Harddiskte fiziksel bir problem oluşmuş olabilir. Disk kablosunda veya bağlantısında problem olabilir.    Eğer bu durumlardan ötürü bir problem oluşmamışsa, Boot.ini dosyası bozuk veya NTLDR.Com dosyası eksiktir.Bunu gidermek için XP CD'mizi takıyoruz ve boot ediyoruz.Ardından Repair Console (Onarma Konsolunu seçiyoruz). Aşağıdaki komutları uyguluyoruz. (X harfi cd sürücünüzün harfini temsil etmektedir.Sizde bu harf d,e,f, gibi bir harf olabilir) C:\Windows&gt; copy x:\i386\ntldr c:\&lt;br /&gt;C:\Windows&gt; copy x:\i386\ntdetect.com c:\ Bu dosyaları kopyalayıp aşağıdaki komutları uygulayınC:\Windows&gt; fixbootC:\Windows&gt; fixmbr  C:\Windows&gt; bootcfg /rebuild Sistemi yeniden başlatın.&lt;br /&gt;Artık Windows XP işletim sisteminiz büyük olasılıkla açılacaktır. Hatasız günler dileğiyle.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-3184829450432396039?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/3184829450432396039/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2009/11/ntldr-eksik-hatas-ve-cozumu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/3184829450432396039'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/3184829450432396039'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2009/11/ntldr-eksik-hatas-ve-cozumu.html' title='NTLDR Eksik Hatası ve Çözümü'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-6143840272703234278</id><published>2009-10-13T08:31:00.000-07:00</published><updated>2010-03-29T11:05:06.192-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><title type='text'>Yeniden Merhaba!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6sz_3-VORI/AAAAAAAAAnc/bU2yQUFNp2M/s1600/inegol-kofte.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6sz_3-VORI/AAAAAAAAAnc/bU2yQUFNp2M/s320/inegol-kofte.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5452508946312280338" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yer:İnegöl/Bursa/Türkiye&lt;br /&gt;Artık başlama zamanı geldi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-6143840272703234278?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/6143840272703234278/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2009/10/yeniden-merhaba.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/6143840272703234278'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/6143840272703234278'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2009/10/yeniden-merhaba.html' title='Yeniden Merhaba!'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qZMhyVEOU-M/S6sz_3-VORI/AAAAAAAAAnc/bU2yQUFNp2M/s72-c/inegol-kofte.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4796602124286729011.post-6360545545600648444</id><published>2008-04-22T11:15:00.000-07:00</published><updated>2010-03-29T11:05:06.249-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><title type='text'>Merhaba!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_qZMhyVEOU-M/SA4uAaVJLbI/AAAAAAAAAbE/C---vKStaP8/s1600-h/20060513.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5192138005007642034" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_qZMhyVEOU-M/SA4uAaVJLbI/AAAAAAAAAbE/C---vKStaP8/s320/20060513.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4796602124286729011-6360545545600648444?l=emresati.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emresati.blogspot.com/feeds/6360545545600648444/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2008/04/merhaba.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/6360545545600648444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4796602124286729011/posts/default/6360545545600648444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emresati.blogspot.com/2008/04/merhaba.html' title='Merhaba!'/><author><name>EMRE SATI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04263733807086146569</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_qZMhyVEOU-M/SA4uAaVJLbI/AAAAAAAAAbE/C---vKStaP8/s72-c/20060513.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
